Tesnim Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre; bölgede yaşanan son gelişmeler ve İslam Devrimi Lideri'nin şehadetinin ardından, onun şahsiyeti, düşünce dünyası ve stratejik vizyonu bir kez daha siyasi ve medya çevrelerinin odak noktası haline geldi. Bu kapsamda Tasnim, İstanbul Kevser Kültür Merkezi Müdürü Abbas Kazımi ile şehit liderin siyasi ve kültürel boyutlarını, kırk yıllık liderlik döneminin kazanımlarını, İslam Cumhuriyeti'nin dış politikasını, Türkiye-İran ilişkilerini, Filistin meselesini ve direniş düşüncesinin İslam dünyasındaki yansımalarını ele alan özel bir söyleşi gerçekleştirdi.
Bu kapsamlı söyleşinin detayları şöyle:
.
"Şehit Liderimiz, İlahi ve Siyasi Şahsiyetiyle Din ve Siyasetin Uyumunu Gösteren Benzersiz Bir Örnekti"
Tesnim: Hocam hoş geldiniz. Bildiğiniz üzere, Liderimiz İmam Hamanei, ABD ve siyonist rejimin ülkemize yönelik saldırısının ilk gününde şehit düştü ve bizler bu dönemde şehit liderimizin yasını tutuyoruz. Sorularımız da bu çerçevede, şehit liderimiz üzerine olacak. İlk olarak kendinizi okuyucularımıza tanıtır mısınız?
Kazımi: Merhabalar, ben Abbas Kazımi, İstanbul Kevser Kültür Merkezi Müdürüyüm. Şehit liderimizin cenaze ve defin merasimine katılmak üzere Tahran’a gelmiş bulunuyoruz.
Tesnim: İmam Hamanei’nin siyasi ve kültürel şahsiyetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kazımi: Şahsiyetinin siyasi ve kültürel boyutlarını sordunuz. Şunu belirtmeliyim ki biz şehit liderimizi, Ehl-i Beyt mektebinin on ikinci imamının naibi ve halefi olarak görüyorduk. Bu nedenle onu ilahi ve dini bir şahsiyet olarak kabul ediyoruz. Tarih boyunca Ehl-i Beyt imamlarının ve tüm ilahi peygamberlerin siyasi bir kimliğe, konuma sahip olması ve kültürel açıdan da özel bir yerde bulunması gibi, biz de şehit liderimizi aynı konumda görüyorduk. Kendisi, din ile siyaset arasında nasıl bir uyum kurulabileceğini gösterdi; insanların hem dünyevi saadeti hem de ahiret kurtuluşunu nasıl elde edebileceğini, bir yönetimin insanın hem dünyasını hem de ahiretini nasıl imar edebileceğini kanıtladı.
O, böylesi bir siyaset modeli sundu. Bu yüzden şehit liderimizin siyasi ve kültürel konumunu, ilahi peygamberlerin ve Ehl-i Beyt imamlarının konumuyla aynı doğrultuda görüyoruz. Peygamberler ve imamlardan sonra tarihte böylesine eşsiz bir lider örneğine çok az rastlanır. Kendisi benzersiz bir liderlik sergiledi.
Bugün siyaset dendiğinde genellikle ABD’nin, Avrupa ülkelerinin ya da bazı İslam ülkelerinin siyaseti akla geliyor. Ancak şehit liderimiz, Allah'ın rızasına uygun bir siyaset örneği sundu. Bunun yanı sıra kültürel ve ilmi açıdan da dünyadaki hiçbir liderin ulaşamadığı bir seviyeye ulaştı. İlmi olarak eşsiz bir şahsiyetti. Gerek İslami ilimlerde gerekse toplumla ilgili diğer bilimlerde seçkin bir konuma sahipti. Hepimiz onun kitaba ve okumaya olan derin tutkusunu biliyorduk. Hatta İran’da, belki de dünyada, çok hızlı okuma becerisine sahip nadir insanlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla biz şehit liderimizi kültürel ve siyasi açıdan benzersiz bir şahsiyet olarak görüyorduk.
Ancak bir kimse onun dini boyutunu bir kenara bıraksa bile, insan hakları ve insana verdiği değer açısından yine de eşsiz bir şahsiyetti. İnsana bakışı ve halkla ilişkileri, ilahi boyutu düşünülmeksizin dahi benzersiz bir model teşkil ediyordu. Dini değerler dışından bakılsa bile, insanın nasıl özgür yaşayabileceğini, zalim ve müstekbir güçlere karşı nasıl izzet ve şerefle durabileceğini gösterdi. Bu yönüyle de tarihin seçkin şahsiyetlerinden biridir.
"Şehit Lider, Şahıslara Bağımlı Olmayan Bir Sistem İnşa Etti"
Tesnim: Şehit lider, yaklaşık 40 yıl boyunca İslamî İran'ın liderliğini yürüttü. Sizce bu 40 yılda İran’da neler değişti?
Kazımi: Onun kırk yıllık liderliğinin kazanımlarını kısa bir mülakatta anlatmak mümkün değildir. Bu dört on yılda gerçekleştirdiği dönüşümler birkaç dakikaya sığdırılamaz. Ancak kanaatimce kendisi, dünyada belki de hiçbir güçlü liderin başaramadığı bir şeyi yaptı. En büyük başarısı; kırk yıllık liderliği boyunca sadece kendi döneminde olumlu işler yapmakla, adaleti sağlamakla ve toplumu yönlendirmekle yetinmeyip; İslam'a, maneviyata ve insani değerlere dayalı, şahıslara bağımlı olmayan bir sistem inşa etmiş olmasıdır. Öyle ki, bu sistem onun yokluğunda bile kendi yoluna devam edecektir.
Bu yolu sürdürebilecek kadrolar yetiştirdi. Bu yüzden, kendisinin şehadetinden sonra bile kurduğu yapı, özellikle de müstekbir güçlere ve süper güçlere karşı izzetle direnme noktasında sapasağlam ayakta durmaktadır. Bu yapı, şahıslara bağımlı olmaksızın yoluna devam ediyor.
İran’a yönelik son iki savaşın tecrübesi de gösterdi ki, eğer bu denli baskılar ve kayıplar başka bir ülkenin başına gelseydi, hiç şüphesiz ABD ve büyük güçler karşısında teslim olurdu. Ancak şehit liderimiz öyle bir sistem kurdu ki, kendisi olmasa dahi, ülkenin en üst düzey şahsiyetleri suikasta uğrasa veya şehit edilse bile, bu sistem kendini koruyor; mücadele ve onurlu direniş yolu kesintisiz sürüyor.
Böyle bir modelin dünyada örneği yoktur. Bir ülkenin birinci derece komutanlarının ve şahsiyetlerinin şehit edilmesi, ancak bundan sadece birkaç saat sonra o ülkenin sanki hiçbir darbe almamış gibi güçle yoluna devam etmesi ve sarsılmadan ayakta kalması gerçekten eşsizdir. Süper güçler bile bu duruma şaşırmış durumdadır.
Onların hesabı, birkaç saat içinde İran sisteminin çökeceği, halkın sokaklara döküleceği, iç karışıklıklar çıkacağı ve İslam Cumhuriyeti’nin yıkılacağı yönündeydi; fakat tam tersi oldu. Sonuç, onların öngörülerinin tamamen aksine gerçekleşti.
Bu nasıl oldu? Elbette bunun ilahi boyutu, Yüce Allah’ın, Ehl-i Beyt’in ve Hz. Mehdi’nin (a.f) İran milletine yönelik lütuf ve inayeti vardır. Ancak bunun yanında başka etkenler de mevcuttur. En önemli etkenlerden biri, şehit liderin önderliğidir. O, İran’da bir sistem kurdu ve insanlar yetiştirdi. Bu yetişmiş kadrolar olmasaydı, bu kadar şehit verilmesine rağmen bir ülke nasıl sarsılmadan ayakta kalabilirdi? Bu sebeple şehit liderin bu kırk yıldaki liderliği, tarihte benzeri görülmemiş bir örnek sundu. Allah ruhunu şehadet makamıyla haşreylesin.
"Şehit Liderin Komşu Ülkelere Yönelik Siyaseti Olmasaydı, Türkiye ve İran Suriye Konusunda Savaşa Girebilirdi"
Tesnim: Şehit liderin bölgesel ve uluslararası alandaki dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kazımi: Şehit liderin dış politikası hakkında konuşurken, bir yönünün İslam ülkeleriyle ilişkilere, diğer yönünün ise müstekbir ve zalim güçlerle mücadeleye ayrıldığını belirtmek gerekir. O, bu iki alan için de net ve farklı politikalar belirlemişti.
İslam ülkelerine karşı yaklaşımı tamamen kardeşçeydi. Bazı İslam ülkeleri İran’a karşı haksızlık yapsa veya İran’ın politikalarıyla çelişse bile, o her zaman vahdete ve yakınlaşmaya yol açacak bir çizgiyi takip etti. Asla dışlayıcı ve tasfiye edici bir siyaset izlemedi.
Bazen bazı İslam ülkeleri İran’ın çıkarlarına aykırı adımlar atıyordu. Esasen ABD, Avrupa ve diğer büyük güçlerin siyaseti, İslam ülkeleri arasındaki uçurumu ve ihtilafları derinleştirmek üzerine kuruluydu. Ancak şehit liderin siyaseti, İslam ülkelerini birbirine yakınlaştırma ve birleştirme esasına dayanıyordu.
Örneğin bildiğiniz gibi İran ve Türkiye, Suriye konusunda farklı görüşlere sahipti. Eğer başka ülkeler arasında bu denli büyük bir ihtilaf yaşansaydı, belki de aralarında savaşa yol açardı. Ancak İran’ın siyaseti vahdet ve yakınlaşma üzerine kurulduğu için, Suriye konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen iki ülke karşı karşıya gelmedi ve birbirine saldırmadı. Bu, liderimizin İslam ülkelerine yönelik siyasetinin somut bir örneğidir.
"Direniş Ekseni, Şehit Liderin Siyasetinin Meyvelerinden Biridir"
Ancak zalim ülkelere ve süper güçlere karşı –ki gayrimüslim ülkeler derken kastımız zalim devletlerdir– izzetli bir duruş sergiledi. Bu ülkelerin karşısında onurla ve bağımsızca dikildi. Büyük güçlere bağımlı olmadan bir ülkenin nasıl yönetilebileceğini, İslam ülkelerinin onlara yaslanmadan nasıl güçlü ve bağımsız kalabileceğini gösterdi.
Siyaseti bu temel üzerine kuruluydu. Onların İslam ülkelerine yönelik tahakkümcü politikalarına her zaman karşı çıktı ve Müslüman milletleri bu güçlere karşı destekledi. Bugün "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan yapı, işte bu siyasetin meyvelerinden biridir.
Şehit lider, İslam ülkelerinin ABD ve Avrupa’ya bağımlı olmasına karşı çıkıyordu. İslam ülkelerinin birlik olmaları halinde büyük güçlere ihtiyaç duymadan varlıklarını sürdürebileceklerini vurguluyordu. Siyaseti bu ilke üzerine kuruluydu. Allah'a şükür ki bu siyaset bugüne kadar çok değerli meyveler verdi. Şehit liderin şehadeti bile İslam ülkelerindeki halkların birliğini ve dayanışmasını güçlendirdi. Burada özellikle "İslam ülkelerinin halklarını" kastediyorum, hükümetlerini değil.
O, Müslüman milletlerin kalplerini birbirine yakınlaştırdı ve onlara umut aşıladı. Bundan önce İslam milletlerinde bir ümitsizlik hâkimdi. Birçoğu, müstekbir ve zalim güçlere karşı durulamayacağını düşünüyordu. Ancak İran, özellikle son savaşta, müstekbir ABD’ye, onun müttefiki siyonist rejime ve bazı Avrupa ülkelerine karşı durulabileceğini ve dik duruşun sürdürülebileceğini net bir şekilde gösterdi.
"İran'ın Siyasetinde Mezhep Değil, İslam Önceliklidir"
Tesnim: İran’ın bölgede Şiiliği yaymaya çalıştığı ve Müslümanları değil sadece Şiileri desteklediği iddia ediliyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Kazımi: Hamas'ın direniş operasyonundan önce, İran’ın yalnızca mezhepsel bir yaklaşım sergilediği iddiası öne sürülüyordu. Bazıları İran’ın sadece kendi mezhebinden olanları desteklediğini ve diğerleriyle ilişkisi olmadığını söylüyordu. Ancak Hamas'ın operasyonunun ardından İran’ın Filistin direnişine verdiği destek, Şii-Sünni vahdetini fiilen gözler önüne serdi. Artık hiç kimse İran’ın sadece Şiilerin yanında durduğunu iddia edemez. Gazze halkı Ehl-i Sünnettir ve İran onların yanında yer almıştır. Bu siyaset gösterdi ki İslam Cumhuriyeti’nin nazarında mezhep öncelikli değildir; öncelikli olan İslam'dır, insan haklarıdır ve mazlumların desteklenmesidir. Nerede bir mazlum varsa, İran o milletin ve o ülkenin yanında duracaktır.
"Hamas Yetkilileri Defalarca 'İslam Ümmeti Bizi Yalnız Bıraktı, Sadece İran Destekledi' Dedi"
İran’ın Gazze ve Filistin ile mezhepsel düzeyde doğrudan bir bağı olmamasına rağmen, bugün dünyada Filistin’i desteklemek adına İran kadar bedel ödemiş hiçbir Sünni ülke yoktur. Hiçbir ülke bu denli ağır bir bedel ödememiştir. Bunu Hamas yetkilileri bizzat defalarca dile getirdiler. Onlar, "İslam ümmeti bizi yalnız bıraktı ve bize destek veren tek ülke İran İslam Cumhuriyeti oldu. Sadece İran yanımızda durdu" demektedirler.
Dolayısıyla, İran’ın yalnızca Şiileri desteklediği iddiasının pratikte hiçbir temeli olmadığı kanıtlanmıştır. Bu nedenle düşmanın siyaseti de boşa çıkmıştır. Bugün artık düşman eski propagandalarını tekrarlayıp "İran sadece Şiileri destekliyor, Sünnilerle arası iyi değil" diyemez. Bu söylem tamamen çökmüştür.
Bu sebeple, İslam milletlerinin İran’a bakışı köklü bir şekilde değişmiştir. Hatta İslam dünyasının da ötesinde, dünya kamuoyunun İran’a yönelik algısı dönüşmüştür. Bugün İran, insani değerlere önem veren ve mazlum milletlerin yanında duran bir devlet olarak kabul edilmektedir.
"Türk Halkı ve Medyası Bu Savaşta İran'ın Yanındaydı"
Tesnim: İran’ın ABD ve İsrail’in topyekûn saldırılarına karşı gösterdiği direnç Türkiye’de nasıl yankı buldu?
Kazımi: Türk halkı da tüm varlığıyla İran devleti ve milletinin yanındadır; iki milletin kalpleri birbirine yakınlaşmıştır. Türkiye medyası, gerek devlet medyası gerekse bağımsız medya organları olsun, ezici bir çoğunlukla İran’ı desteklemiştir. Türk televizyon kanalları da İran’ı ve direnişini destekleyen yayınlar yaptı. Haberleri takip eden herkes bu durumu açıkça görmüştür.
İran saldırıya uğradığında, Türkiye’deki pek çok insan büyük bir heyecanla İran’ın füzelerle karşılık vermesini ve düşmana haddini bildirmesini istiyordu. Bu, kalpten gelen bir talepti. Dolayısıyla bu savaşta sadece Türk halkı değil, dünyanın tüm mazlum milletleri İran’ın yanında yer aldı. Aralarında kalbi bir birlik ve dayanışma oluştu.
"Şehit Liderimiz Gönüllere Hükmediyordu"
Tesnim: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?
Kazımi: Ben de size teşekkür ederim. Bana bu fırsatı sunduğunuz için şükranlarımı sunuyorum. Yüce Allah bizlere liderimizin cenaze merasimine katılma ve ona veda etme fırsatını nasip etti.
Son olarak şehit liderimiz hakkında bir cümle kurmak isterim. Liderimiz, gönüllere hükmeden ve insanların kalbinde yer edinen bir liderdi; emirleri zorla değil, kalpten gelen bir bağlılıkla yerine getirilen bir liderdi. Bu yüzden, liderimizin şehadetiyle düşman aslında bizim hayat sevincimizi ve umudumuzu elimizden aldı. Belki bir insan annesini veya babasını kaybettiğinde bile böylesine derin bir acı yaşamaz. Biz tarihte okur ve duyardık; Peygamber Efendimizin (s.a.a) vefatından sonra Müslümanların nasıl yetim ve sığınaksız hissettiklerini... Ya da Emirü'l-Müminin İmam Ali’nin (a.s) şehadetinden sonra ve İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetinde insanların neler hissettiğini, nasıl bir keder yaşadığını... Bugün biz de liderimizin şehadetiyle aynı hissi tüm varlığımızla tecrübe ettik.
Söyleşi: Ali Haydari