Tesnim Haber Ajansı- Dışişleri Bakanlığı tarafından ABD'nin İran'a yönelik saldırgan eylemlerine ilişkin yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Amerikan rejimi, 10 Haziran 2026 Çarşamba gününün ilk dakikalarında, Pazartesi gecesi Hürmüz Boğazı üzerinde bu ülkenin terörist ordusuna ait bir Apache helikopterinin düşmesini bahane ederek, ülkenin güneyindeki bazı bölgelere vahşice saldırılar düzenlemiştir."
Açıklamada ayrıca, "Bu saldırılar, Birleşmiş Milletler Şartı'nın, özellikle de 2. Maddenin 4. Fıkrasının ve uluslararası ilişkilerde güce başvurmama yönündeki temel kuralın açık bir ihlalidir. ABD yönetimi, bu saldırgan eylemleriyle suçlu ve savaş çığırtkanı yapısını bir kez daha gözler önüne sermiştir" denildi.
Ülkemizin Dışişleri Bakanlığı şu açıklamada bulundu: "ABD'nin İran'a yönelik askeri tecavüzüne, ulusal egemenliğimiz ile toprak bütünlüğümüzün açıkça ihlal edilmesine yanıt olarak; İran İslam Cumhuriyeti'nin güçlü silahlı kuvvetleri, doğuştan gelen meşru müdafaa hakkını kullanma doğrultusunda, ABD'nin bölgedeki bu saldırıların kaynağı olan üslerini ve varlıklarını şiddetli bir şekilde vurmuştur."
Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İran'a yönelik askeri tecavüz niteliğindeki bu suçunu şiddetle kınayarak, bölgedeki tüm ülkelerin, özellikle de Fars Körfezi'nin güney kıyısında yer alan ülkelerin, ABD terör ordusu ile siyonist rejimin, İran'a yönelik saldırgan eylemleri tasarlamak, organize etmek, uygulamak ve desteklemek amacıyla kendi topraklarını ve imkanlarını kullanmalarını engelleme konusundaki yasal ve ahlaki sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmaktadır. Ayrıca, İran İslam Cumhuriyeti'nin, saldırıların çıkış noktası olan yerleri, İran'a karşı saldırgan operasyonların yürütülmesi ve desteklenmesi için kullanılan üsleri ile lojistik imkanlarını hedef almak da dahil olmak üzere, doğuştan gelen meşru müdafaa hakkını uygulama konusunda asla tereddüt etmeyeceği hususunda uyarıda bulunmaktadır.
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ile mütecaviz tarafların hesap vermesinin sağlanması konusunda Birleşmiş Milletler'in, özellikle de bu örgütün Güvenlik Konseyi'nin ve Genel Sekreteri'nin sorumluluğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.