Tesnim haber ajansının uluslararası haberler grubunun bildirdiğine göre, Ramazan Savaşı'nın sonuçları, Trump'ın İran'a saldırmadan önce pek çok şeyi göz ardı ettiğini netleştirdi. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen internet kabloları üzerinde egemenlik tesis etme iddiası, duygusal bir hamle ya da siyasi bir rehine alma değil, sağlam bir zemine dayanan hukuki, ekonomik ve jeopolitik bir stratejidir.
Dünya bu yıllar boyunca veri arterlerinin İran denizlerinin altından bedava geçirilmesine alışmıştı; bu denklem şimdi ters yüz oldu ve Tahran, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne getirdiği yeni bir yorumla, ihmal edilmiş ancak hukuki olan bir kapasiteyi devreye sokuyor. Bu, uluslararası hukukta bir bid'at değil; Mısır'dan Avustralya'ya ve ABD'ye kadar pek çok ülkenin yıllardır faydalandığı bir hakkın tahsilidir.
İran ve Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Hürmüz Boğazı'ndan Transit Hakkı
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre, İran'ın egemenliğindeki sulardan geçen kablolardan "transit hakkı" alınması tamamen savunulabilir bir durumdur. Sözleşmenin 2. ve 79. maddelerine göre, kara sularında, kıyı devleti tam egemenliğe sahiptir ve kabloların girişini, idari, çevresel ve ticari ücretlerin ödenmesi ve teknoloji devlerinin İran yasalarına uyması da dahil olmak üzere "şartlara" bağlayabilir.
Münhasır Ekonomik Bölge'de de her ne kadar kablo döşeme serbestisi tanınmış olsa da, İran kamu düzeninin korunması, çevrenin muhafazası veya deniz yatağının egemen kullanımı çerçevesinde, güvenlik ve çevre izinlerinin verilmesi için ücret alma "şartını" uygulayabilir. Dolayısıyla Tahran, "izin şartlarının düzenlenmesi" hukuki çerçevesine dayanarak bu stratejik güzergahtan hukuka uygun bir şekilde gelir elde edebilir.
Denizaltı kablolarından gelir elde etme konusu gündeme geldiğinde, pek çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke yıllardır bu yolu izlemektedir. Mısır, Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolüyle, yalnızca gemilerden değil, fiber optik kabloların kapasite satışından da kayda değer bir gelir elde etmektedir. Örneğin Mısır Telekom şirketi bu kalemden 2025'in ilk yarısında yaklaşık 140 milyon dolar gelir sağladı. Mısırlı uzmanlar, optimal yönetimle bu rakamın yılda milyarlarca dolar ölçeğine çıkarılabileceğine inanıyor.
Avustralya da hayati kablolar için "Koruma Bölgeleri" oluşturarak gelişmiş bir gelir modeli sunmakta olup, Avustralya İletişim ve Medya Kurumu'nun resmi raporuna göre, bir koruma bölgesi ilanı için başvuru inceleme ücreti 170,527 Avustralya doları, kablo kurulum izni alınması ise 6,294 Avustralya dolarıdır.
ABD de bu kuralın gerisinde kalmadı; Amerikan Federal İletişim Komisyonu her bir Kablo İniş Lisansı başvurusu için 4,505 dolar ücret tahsil etmekte ve 2025 yılında, uluslararası kablolar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak amacıyla 2001'den bu yana denizaltı kablo kurallarının ilk kapsamlı revizyonuna başlamıştır.
Avrupa'da bile, bir NATO üyesi olan Estonya, Ocak 2025'te, denizaltı kablolarının korunması masraflarını karşılamak üzere Baltık Denizi'nde resmen "deniz ulaşım vergisi" konulmasını önerdi.
Gelişmekte olan ülkeler arasında ise Afrika net örnekler sunuyor: Kenya, "iniş hakkı lisansı" için 15 milyon şilin (yaklaşık 150,000 dolar) başlangıç ücreti ve yıllık 4 milyon şilin veya cironun yüzde 0.4'ü oranında işletme ücreti alıyor. Tanzanya, yatırımı teşvik etmek için kilometre başına geçiş ücretini 1,000 dolardan yılda yaklaşık 100 ila 200 dolara düşürdü ve Kamerun, geçen kabloların kapasitesinin tam kullanımı halinde yıllık 24.2 milyon dolar gelir öngörüyor. Şimdi temel soru şudur: Çok daha stratejik bir konuma sahip İran neden böyle bir hakkı kullanmasın?
Bu planın stratejik önemi, güvenilir raporlara göre, SWIFT mesajları, büyük borsaların işlemleri ve döviz alışverişleri de dahil olmak üzere, günlük trilyonlarca dolarlık finansal işlemin Hürmüz Boğazı'ndaki fiber optik kablolardan geçtiğini bildiğimizde anlaşılır. Bu, deniz yatağında uzanan tam teşekküllü bir finansal ana damardır ve İran için petrolden bağımsız, sürdürülebilir bir gelir kaynağı olabilir.
Bu transit hakkının esas hedefi, bugün dünyanın denizaltı kablolarının ana maliki ve işletmecisi olan büyük teknoloji şirketleridir. Son on yılda bu sektörde eşi benzeri görülmemiş bir tekelleşme oluştu: Google, Meta, Microsoft ve Amazon olmak üzere dört şirketin uluslararası kablo kapasitesindeki payı yüzde 10'dan 2024 yılında yüzde 71'e fırladı. Bunlar arasında Google tek başına 33 kabloya yatırım yapmış olup, Meta da 12'den fazla kablonun sahibidir. Yani bu şirketlerin işbirliği olmadan neredeyse hiçbir ağ çalışmaz.
Karşı tarafta ise İran da doğrudan bu devleri muhatap alıp, İran yasaları altında faaliyet göstermeleri gerektiğini ilan edebilir. Bu, hükümetler ile teknoloji şirketleri arasındaki güç dengesinde oyunu değiştirecek bir hamledir. Tahran bununla yalnızca bir mali kaldıraç elde etmekle kalmaz, teknoloji devlerinden teknik bilgi transferinden altyapı işbirliklerine kadar çeşitli konularda taviz koparabilir.
Bu planın kilit güçlü yanlarından biri, İran'a sağladığı asimetrik üstünlüktür. İran'ın kendisi bu kablolara Asya ve Avrupa'nın gelişmiş ekonomilerine kıyasla çok daha az bağımlıyken, Asya, Avrupa ve Orta Doğu arasındaki hayati veri trafiğinin önemli bir kısmı bu güzergahtan geçer. Bu da Tahran'ın, tüm enerji piyasasını veya kendi ekonomisini sarsmadan, hedef odaklı olarak belirli şirketleri veya ülkeleri baskı altına alabileceği anlamına gelir. Bu, kör bir tehdit değil, akıllı ve hassas bir baskı aracıdır.
Bu çerçevede, İran'ın planı zekice denklemin her iki tarafını da hedef alabilir. Bir yandan, bu kabloların yasal sahibi olan telekom konsorsiyumları transit hakkı ücretini ödemek zorundadır. Diğer yandan, bu kabloların bant genişliğinin en büyük tüketicileri olan büyük teknoloji şirketleri, İran yasalarına uymakla yükümlü hale gelir. Bu, Tahran'ın hem geleneksel maliklerle hem de yeni devlerle müzakere masasına oturmasına olanak tanıyan çok katmanlı bir stratejidir.
Sonuç:
Hürmüz Boğazı'ndan geçen kablolara transit hakkı konulması, şüphesiz İran için küresel hükümetler ve şirketler karşısında benzersiz bir güç kaldıracıdır. Dünya ekonomisinin İran'ın jeostratejik konumundan bedava yararlanma dönemi sona ermiştir. Daha önce gölgede kalmış bu plan, son dayatma savaşının İran'ı zayıflatmak yerine, Tahran'ı ihmal edilmiş kapasitelerini akıllıca devreye sokmaya ittiğini gösteriyor.
Bu yeni kozla İran, yeni dijital ekonomi düzeninde "pasif bir geçiş güzergahı" olmaktan çıkıp "aktif bir geçiş güzergahı" konumuna yükselme potansiyeline sahiptir. Bu, bölgede ve dünyada eski alışkanlıkların kırılma sesleri eşliğinde şekillenmekte olan yeni düzenin ta kendisidir.