1. İran
  2. Türkiye
  3. Batı Asya
  4. Dünya
  5. Röportaj
  6. Analiz/Makale
  7. Bilim/Uzay
  8. Spor
  9. Yaşam/Kültür
  10. Fotoğraf
  11. Karikatür
  12. Video
    • فارسی
    • english
    • عربی
    • עברית
    • Pусский
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter
  • İran
  • Türkiye
  • Batı Asya
  • Dünya
  • Röportaj
  • Analiz/Makale
  • Bilim/Uzay
  • Spor
  • Yaşam/Kültür
  • Fotoğraf
  • Karikatür
  • Video

ABD Belgelerinde İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki Güç Kazanımının Hikâyesi; CIA'in Kâbusu Gerçek Oldu

  • 19 Mayıs, 2026 - 23:58
  • İran haber
ABD Belgelerinde İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki Güç Kazanımının Hikâyesi; CIA'in Kâbusu Gerçek Oldu

İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gücüne ilişkin Amerikan belgelerinin anlattıklarını aşağıdaki yazıda okuyabilirsiniz.

İran

Tesnim Haber Ajansı Siyasi Haberler Grubu – ABD ve Siyonist rejimin 28 Şubat 2026'da İran'a yönelik savaşının ardından Hürmüz Boğazı, dünya gündeminin merkezine yerleşti ve İran İslam Cumhuriyeti, deniz ve füze gücünü sergileyerek bu stratejik su yolu üzerindeki tartışmasız egemenliğini bölge dışı güçlere adeta gösterdi. Bu güç gösterisi, kırk yıllık direniş ve caydırıcılık taliminin bir ürünü olmakla birlikte, terörist Amerikan hükümetinin Başkanı Donald Trump, Fars Körfezi'nin jeopolitik konumunu dikkate almaksızın askerî bir eyleme girişti ve boğazı yeniden açma çabaları şu ana kadar başarısızlıkla sonuçlandı.

CIA arşivindeki gizli belgelerin ve Amerikan basınının tasnif edilmiş haberlerinin incelenmesi, İslam Devrimi'nin zaferinin ertesinden itibaren bölgedeki ve Hürmüz Boğazı'ndaki denklemlerin tersine dönmesinin, bu ülkenin güvenlik yetkililerinin dikkatini çektiğini gösteriyor.

Örneğin, İslam Devrimi'nin ardından 1979 yılının başlarına (1 Temmuz 1979) ait bir belgede, CIA, "Hürmüz Boğazı: Hayati ve Hassas Bir Ana Damar" başlıklı gizli bir raporda bu su yolunun durumunu analiz etti. 2013 yılında tasnif dışı bırakılan bu belge, Washington'un Fars Körfezi'nde oluşan güç boşluğundan ne denli endişe duyduğunu ortaya koyuyor.

CIA'in Hürmüz Boğazı'nın Hayati Önemini İtirafı

CIA belgesi, açık bir dille, o dönemde Hürmüz Boğazı'ndan günde 19 milyon varil ham petrolün –ki bu dünya günlük üretiminin üçte birine tekabül ediyor– geçtiğini itiraf ediyor. Bu rapor, Japonya ve birçok Batı Avrupa ülkesinin neredeyse tamamen bu boğazdan geçen petrole bağımlı olduğunu ve ABD'nin yıllık ithalatının üçte birini bu güzergâha dayandırdığını vurguluyor.

Bu durum, bugün İran'ın otoriteyle denetlediği ve yönettiği bu ana damara Batı'nın bağımlılığının derinliğini gösteriyor.

Bu belgedeki bir diğer nokta ise, İran'ın devrimden sonra boğazın güvenliğini sağlamaktan aciz olduğu iddiasıdır. Rapor şöyle diyor: "Şubat devriminden bu yana, İran'ın askerî kabiliyetleri o denli gerilemiştir ki, artık Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlayamaz." Ayrıca, "İran'ın yeni geçici hükümeti, artık Fars Körfezi'nin polisliği rolünü oynamayacağını ilan etmiştir" denilirken, diğer taraftan "Boğaza sınırdaş ülke olan Umman'ın, kendi karasularında dahi etkili bir devriye gerçekleştirme kabiliyetinden yoksun olduğu" belirtiliyor.

Bu itiraflar, bölgenin jandarması olarak Pehlevi rejiminin tam da ABD'nin istediği rolü oynadığını ve onun yıkılışıyla Batı'yı derinden endişelendiren büyük bir güvenlik boşluğu doğduğunu gösteriyor; bu endişe, Filistinli güçlerin Hürmüz Boğazı'nda faaliyet gösterme ihtimalinden kaynaklanıyordu.

CIA belgesinin dikkate değer bir bölümü Filistinli güçlerin tehdidine ayrılmıştır. Rapor, Filistinlilerin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımına saldırma yönündeki son tehditlerinin uluslararası dikkati bu noktaya çektiği uyarısında bulunuyor. CIA analistleri endişeyle şu değerlendirmeyi yapıyor: "Boğazdaki deniz ulaşımına saldırmayı düşünen yaratıcı ve yenilikçi güçler için pek çok seçenek mevcut."

Bu belge, "Ana deniz ulaşım yollarının, küçük deniz araçları için uygun sığınak sağlayan kayalık ve çorak Umman sahilinin hemen bitişiğinde yer aldığına" işaret ederek, fiilen Umman sahillerini direniş operasyonları için en muhtemel nokta olarak tanımlıyor ve bu bölgenin "bir saldırı başlatmak için, İran'ın daha uzak ve daha yoğun nüfuslu sahiline kıyasla daha muhtemel bir bölge haline getirdiğini" belirtiyor.

Bu analiz, devrimden sonraki ilk aylardan itibaren Filistinli direniş güçlerinin, ABD'nin Fars Körfezi bölgesindeki güvenlik hesaplarının merkezinde yer aldığını ve onların Hürmüz Boğazı yakınlarındaki varlığının denklemleri altüst ettiğini gösteriyor.

Hürmüz Boğazı'nın Küresel Ekonomi Üzerindeki Psikolojik Etkisinin Öngörüsü

CIA belgesi, fiziksel bir saldırı boğazı tamamen kapatmayı başaramasa dahi, "uzun vadede, petrol tüketen ülkeler ile tanker ve petrol sahipleri üzerindeki psikolojik etkilerin muhtemelen daha ciddi olacağı" öngörüsünde bulunuyor.

Amerikalı analistler, yalnızca boğazın deniz ulaşımı için güvensiz olduğunu göstermenin, boğazın dibinde yatan herhangi bir sayıdaki süper tankerden çok daha etkili bir şekilde petrol akışını aksatmaya yetebileceğine inanıyordu.

Bu analiz, bugün ve İran'ın son güç gösterilerinin gölgesinde, her zamankinden daha anlamlı görünüyor; Trump'ın eylemi ise onun CIA raporlarını hiçbir şekilde önemsemediğini ve aptallığıyla ABD'yi bir kez daha bataklığa sürüklediğini gösterdi.

Ancak CIA arşivindeki ikinci belge, Washington Post'a ait, Hürmüz Boğazı'nı dayatma savaşının en hararetli döneminde ve İran'ın artan gücü bağlamında inceleyen ve İran'ın Şah dönemindeki jandarmalık rolünden nasıl bağımsız ve ABD'nin çıkarlarını tehdit eden bir güce dönüştüğünü gösteren bir haberdir.

Washington Post gazetesinin 24 Mart 1987 tarihli, dayatma savaşının zirvesindeki haberi, İran'ın Fars Körfezi'ndeki güç kazanımının boyutlarını yansıtan ikinci belgedir; bu haberde, ilk CIA belgesinden yalnızca 8 yıl sonra, boğazın güvenliğini sağlamaktan aciz İran'ın, Fars Körfezi'nde deniz ulaşımında belirleyici bir güce dönüştüğü görülüyor.

Washington Post haberinde, İran'ın, Hürmüz Boğazı'na tam hâkim konumdaki Larak Adası'na 80 kilometre menzilli İpekböceği gemisavar füzelerini konuşlandırdığını iddia ediyor. Haber, saatte 800 kilometre hız yapabilen bu füzelerin, boğazdan geçen devasa ve yavaş hareket eden tankerler için ölümcül olabileceğini vurguluyor.

Bu stratejik konuşlanma, tüm deniz ulaşım güzergâhını fiilen İran'ın menziline sokuyor ve İslam Cumhuriyeti'nin, dayatma savaşın tüm baskılarına rağmen caydırıcılık kapasitesini çarpıcı biçimde artırmayı başardığını gösteriyordu.

ABD'nin Tepkisi: Uyarıdan Askerî Alarma

Washington Post haberi, Beyaz Saray'ın İsviçreli aracılar vasıtasıyla İran'a yaptığı resmî uyarıyı aktarıyor ve Beyaz Saray Sözcüsü Marlin Fitzwater'ın şu sözlerine yer veriyor: "Başkan (Ronald Reagan) şöyle dedi: 'Boğazı açık tutacağız. Deniz ulaşımını, özellikle de Hürmüz Boğazı'nda açık tutmakta stratejik çıkarlarımız var.'"

Aynı sıralarda ABD Savunma Bakanı Caspar Weinberger, NBC kanalında şu tehditte bulunmuştu: "Deniz ulaşımının devamı için ne gerekiyorsa yapmaya tamamen hazır olduğumuzu düşünüyorum."

Haberde ayrıca, uçak gemisi Kitty Hawk ve 12 refakat savaş gemisinin Fars Körfezi ve Doğu Umman yakınlarına konuşlandırıldığı ve 18 savaş gemisinin daha alarm durumunda bekletildiği bilgisi yer alıyor. Bu eşi benzeri görülmemiş askerî hareketlilik, Washington'un İran'ın Fars Körfezi'nde artan gücünden duyduğu endişenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Haberin bir diğer önemli bölümü ise İran'ın deniz mayını üretme ve döşeme kabiliyetine yapılan atıftır. Washington Post, İran'ın sürat tekneleri kullanarak Irak'ın Ümmü'l-Kasr Limanı'na yerli yapım mayınlar döşediğini ve bu mayınların ABD tarafından çıkarılıp analiz edildiğini iddia ediyor; yani ABD daha o zamandan İran'ın mayınlama kapasitesini çok iyi kavramıştı ve nitekim 1988'de USS Samuel B. Roberts fırkateyni bir İran mayınına çarparak neredeyse batmıştı.

Bu iddialar, İran'ın ambargoların ve savaş baskısının zirvesinde yerli deniz mayını teknolojisine ulaştığını ve bu kabiliyetin daha sonra İran'ın deniz caydırıcılığının temel direklerinden birine dönüştüğünü gösteriyor.

Bu iki tarihî belgenin karşılaştırmalı incelemesi, İran'ın Fars Körfezi'ndeki güç kazanım sürecine dair net bir hikâye sunuyor:

1979'da CIA, İran'ı, istese dahi boğazın güvenliğini sağlayamayacak aciz bir ülke olarak görüyor ve oluşan boşluğu Filistinli güçler ile Umman'ın doldurduğunu düşünüyordu.

1987'de Washington Post, İran'ın boğaza hâkim noktadaki füzelerinin konuşlandırılmasından, yerli mayınlama kapasitesinden ve Kuveyt ile ABD'nin İran tehdidinden duyduğu endişeden söz ediyordu; bu endişe 5. Filo'nun alarma geçirilmesine ve uçak gemisi sevkine yol açmıştı.

Bugün İran, hipersonik füzeleri, gelişmiş insansız hava araçları, sürat tekneleri ve hepsinden önemlisi direnişten doğan siyasi iradesiyle, Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğini bir iddia değil, sahadaki bir gerçeklik haline getirmiştir ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol kabiliyetini ispat etmesi, tam da CIA analistlerinin devrim zaferinin ilk aylarında "batırılmış herhangi bir sayıdaki tankerden daha etkili" olarak nitelendirdikleri o psikolojik kâbusu gerçeğe dönüştürmüştür.

 
R1729/P
tasnim
tasnim
tasnim
  • Hakkında
  • İletişim
  • En Çok Okunan
  • Arşiv
bizi takip et:
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter

All Content by Tasnim News Agency is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.