Tesnim Haber Ajansı Uluslararası Haberler Servisi'nin bildirdiğine göre, Hürmüz Boğazı dosyasına ve ABD Başkanı Donald Trump'ın kendi yarattığı bu bataklıktan çıkmak için gösterdiği başarısız çabalara ilişkin analizlerin devamında Al Mayadeen kanalı yayımladığı bir makalede, Amerika'nın kendi şartlarını dayatma planlarının çöküş nedenlerini ve boyutlarını inceledi. Makalenin detayları şu şekildedir:
İran'ın "Limanlara Karşı Limanlar" Denklemi
İran Silahlı Kuvvetleri, pazartesi günü ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı abluka altına alma açıklamasına tepki olarak, bu su yolunun sınırlarını aşan "Limanlara Karşı Limanlar" adlı yeni bir denklem ortaya koydu.
Bu denklem temelinde Tahran, çemberi Fars Körfezi ve Umman Denizi'ndeki tüm deniz altyapısını kapsayacak şekilde genişletti. Limanların güvenliğinin kapsamlı caydırıcılık denkleminin bir parçası olduğunu açıkça ilan ederek bu güvenliğin ya herkes için sağlanacağını ya da hiç kimse için geçerli olmayacağını vurguladı.
Burada akıllara gelen soru şudur: Bu yeni gelişme karşısında Amerika, limanlara ve tüm bölgeye yayılan İran denklemi karşısında kendi denklemini Hürmüz Boğazı'nda ne ölçüde dayatabilir?
Trump'ın Hürmüz Boğazı Bataklığından Çıkma Çırpınışları
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı denizden abluka altına alacağına dair açıklamasının, İran ile olan savaşın seyrinde ani bir değişiklik olmadığı söylenebilir. Bu savaş, yıllar önce maksimum baskı yaptırımlarıyla başlamış, ardından 12 günlük savaşa dönüşmüş, sonrasında İran içinde kaos ve fitne çıkarma girişimleriyle devam etmiş ve uçak gemileri ile savaş gemilerinin geniş çaplı bir saldırı başlatma tehditleriyle günümüze kadar gelmişti.
Nihayetinde Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik 40 gün süren saldırısı, sürekli askeri ve siyasi baskı kurma çabalarının bir uzantısı ve aslında bu ülkeye karşı oynanan son kozdu; ancak saldırganların planladığı hedeflerin hiçbiri bu süreçte gerçekleşmedi.
Birkaç gün önce İslamabad'da gerçekleşen, 21 saat süren ve çerçeve konusunda bir ön mutabakatın taslağının oluşturulmasına yaklaşan uzun bir müzakere turunun ardından Amerika, kesin bir ilerleme kaydedememesi ve Tahran'ın kendisi için zaruri gördüğü şartlara bağlı kalması nedeniyle, deniz yolları üzerinden uyguladığı baskı araçlarını yeniden tırmandırma yoluna gitti.
Dolayısıyla, deniz ablukası ilanı, Amerikan şartlarının müzakere masasında İran'a dayatılamamasındaki açık acziyeti göstermektedir. İran'ı boyunduruk altına alamayan Washington, siyasi açıdan da taviz koparmada başarısız olduğuna inanıyor; bu yüzden kaybettiği baskı kozunu bulmak için deniz yolları kartına başvurdu.
Trump'ın bugün Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğine daha fazla kısıtlama getirmeden önce, Hürmüz Boğazı'nı açmayı ve burada seyrüsefer özgürlüğünü garanti etmeyi taahhüt ettiği unutulmamalıdır. Bu durum, Washington'ın kriz yönetimindeki kafa karışıklığını gösteren açık bir çelişkidir.
Veriler Washington'ın yıllar geçmesine rağmen Tahran'ın karar alma mekanizmasının doğasını ve çatışmayı gerek askeri gerekse müzakere düzeyinde nasıl yönettiğini hala kavrayamadığını açıkça gösteriyor. Bu durum, İranlıların Amerikalıların bu hamlesini neden şaşırtıcı bulmadığını açıklıyor; zira yetkililerin sergilediği tutumlar bu süreci zaten beklediklerini teyit ediyordu.
İran'ın Denklemi: Güvenlik Ya Herkes İçin Ya da Hiç Kimse İçin
Askeri savaş süresince ve sonrasında İran, Hürmüz Boğazı'nda "Güvenlik ya herkes için sağlanır ya da hiç kimse için" şeklinde bir denklem kurdu. Amerika'nın bu hamlesinin temel sorunu, Tahran'ın dayattığı farklı bir gerçeklikle kesişmesidir; İran'ın sadece boğazı savunmakla kalmayıp, bizzat Hürmüz Boğazı'ndaki işleyiş mekanizmasını yeniden tanımlama çabasını yansıtan bir gerçeklik.
Başından beri açıkça görüldüğü üzere İran savaşın başından itibaren Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatma kararı almamıştı. Bunun yerine, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin geçişini sınırlandıran, aynı zamanda diğer ülkeler için deniz trafiğini belirli şartlar altında sürdüren daha hassas bir politika benimsedi.
Başka bir deyişle Tahran, açık bir ilkeye dayalı yeni bir denklem dayatarak, Hürmüz Boğazı'na bölgedeki kalıcı angajman kurallarının değiştirilmesinin bir parçası olarak yaklaşmaktadır. Buna göre, seyrüsefer özgürlüğü mutlak değildir; aksine güvenliğe, egemenliğe ve diğer tarafların davranışlarına bağlıdır.
Bu bağlamda ve Trump'ın deniz ablukası ilanı üzerine İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, İran'ın küresel enerji piyasasını etkileme kapasitesine değinerek Amerika sokaklarındaki doğrudan ekonomik sonuçlara işaret etti. Galibaf, Amerikalılara mevcut fiyatların tadını çıkarmaları çağrısında bulunarak, zira bir daha bu fiyatları göremeyeceklerini ifade etti.
İran Dışişleri Bakanı Dr. Abbas Arakçi de kendi adına yaptığı açıklamada, ülkesinin müzakerelere iyi niyetle katıldığını ancak Amerikan tarafının hedeflerini sürekli değiştirmesi ve aşırı talepleriyle karşılaştığını belirtti. Bu durum, Tahran'ın, Washington'ın anlaşmak yerine kendi isteklerini dikte etme peşinde olduğu yönündeki söylemini güçlendirmektedir.
Sahada ise Hatemü'l Enbiya Karargahı'nın tutumu çok daha netti. Karargah, Hürmüz Boğazı'nın İran'ın egemenlik alanı içinde olduğunu, gemi geçişlerinin silahlı kuvvetlerin kontrolünde olacağını, düşman gemilerinin geçişinin engelleneceğini ve diğer gemilerin ancak belirli şartlar altında geçişine izin verileceğini vurguladı.
Abluka İçinde Abluka: Bir Baskı Adımı mı Yoksa Sınırlı Bir Macera mı?
Dünyada pek çok kişinin Amerika'nın Hürmüz Boğazı'nı abluka altına alma girişimini alaya almasının nedeni, ABD'nin açık bir boğazı kuşatmaması, bilakis fiiliyatta mevcut bir ablukayı aşmaya çalışmasıdır. Daha açık bir ifadeyle Washington, İran'a giden veya İran'dan ayrılan gemileri hedef alarak; İran'ın Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı kısıtlamaları kıramaması üzerine baskı çemberini bizzat boğazın dışına genişleterek bir "abluka içinde abluka" dayatmanın peşindedir.
İran coğrafi konumu sayesinde bu boğazı içeriden kontrol ediyor ve transit geçişin ritmini yönetme yeteneğine güvendiği ölçüde kapsamlı bir deniz üstünlüğüne ihtiyaç duymuyor: Kimin, nasıl ve hangi şartlar altında geçeceğini belirliyor. Daha da önemlisi, bu kontrol boğazın tamamen kapatılmasını gerektirmiyor; bunun yerine, doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden yeni bir denklem dayatmak için yeterli olan nakliye trafiğinin seçici bir şekilde yönetilmesini zorunlu kılıyor.
Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri operasyonlarını boğazın dışından yürütüyor ve üstün deniz gücüne sahip olmasına rağmen, bu üstünlüğü gerçek bir kontrole dönüştürme yeteneği hala nispeten istikrarlı bir ortamın varlığına bağlı. Ancak Washington bugün farklı bir gerçeklikle karşı karşıyadır: Zaten kısıtlanmış olan ve İran'ın, rotalarının önemli bir bölümünü kontrol ettiği bir koridor.
Buna göre Amerika'nın ablukası, Hürmüz Boğazı'nın doğrudan kontrol edildiğini göstermiyor. Bu durum daha ziyade, kendi şartlarına göre boğazdan serbest geçişi dayatmada başarısız olunmasının ardından, dışarıdan gemi trafiğini yeniden düzenlemeye ve İran ile müttefiklerinin bu boğazdan ekonomik fayda sağlamasını engellemeye yönelik bir çabadır.
Amerika'nın Hürmüz Boğazı Ablukası Neden Sonuç Vermeyecek?
New York Times ve Bloomberg'in raporları, Amerika'nın Hürmüz Boğazı üzerinde tam kontrol sağlama yönündeki herhangi bir girişiminin karmaşık bir coğrafi ve askeri gerçeklikle karşılaştığını gösteriyor. Zira İran, deniz trafiğini aksatma kapasitesini, güvenliği sağlamanın maliyetinden çok daha düşük bir bedelle hayata geçirebiliyor.
Bu durum mevcut sahnede açıkça görülmektedir: Amerika Birleşik Devletleri gemileri takip edebilir ve onlara kısıtlamalar getirebilir, ancak nakliye için güvenli bir ortam garanti edemez. Çünkü tehdidin asıl kaynağı, İran'ın doğrudan nüfuz araçlarına sahip olduğu bizzat boğazın kendisidir.
İran'a gelince, bu ülkenin boğazı tamamen kapatmasına veya Amerikan filosuyla doğrudan çatışmasına gerek yoktur. Tehlike ve belirsizlik unsurunu korumak için sadece her türlü geçişi riskli hale getirmesi ve denizcilik maliyetlerini, nakliye şirketleri ile ülkeleri hesaplarını yeniden gözden geçirmeye mecbur bırakabilecek seviyelere çıkarması yeterlidir.
Müzakerelerin Devamına Dair Senaryolar
Burada gerilimin tırmanmasına rağmen müzakerelerin tamamen sona erdiği söylenemez; zira arabuluculuk çabaları devam ediyor ve herkes Hürmüz Boğazı'nda açık bir çatışmanın maliyetinin çok yüksek olacağının farkına varmış durumda.
Fakat gerçekte bu müzakerelerin doğası değişmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ablukayı taviz koparmak için kullanmaya çalışırken İran; Amerikan tarafına yönelik temel güvensizliğinden ve askeri baskının kendi tutumunu kırmada başarısız olduğu inancından yararlanarak zamanı bir güç unsuru olarak ele almaktadır.
Bu bağlamda Tahran'ın müzakerelere girmesi bir taviz olarak değil, zaman kazanmak ve sahada yeni denklemler kurmak amacıyla çatışma yönetiminin bir parçası olarak anlaşılabilir.
Genel olarak değerlendirildiğinde Washington, Hürmüz Boğazı'ndaki çatışma dengesini değiştirebilecek güçte değildir; nitekim coğrafya ve İran'ın iradesiyle karşılaştığında kendi gücünün sınırlarını da açığa çıkarmaktadır. Savaş boyunca Hürmüz Boğazı'nı kendi şartlarına göre yöneten İran, zorunlu bir geri çekilmeye razı olmayacak, bilakis rakibine sürekli maliyet yükleyebileceği bir konuma yerleşecektir.
Öte yandan, geniş bir uluslararası kalkan olmaksızın, özellikle de 47 yıldır ablukaya alışmış ve hatta bunu kendi güç denkleminin bir parçası haline getirmiş bir ülke karşısında Amerika'nın ablukasının sınırlı bir etkinliğe sahip olacağını herkes biliyor.