Tesnim Haber Ajansı Hükümet Servisi'nin bildirdiğine göre, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan; devrimin bilge lideri Büyük Ayetullah Hamaney'in (kaddesallahu sırrahu'z-zekiyye) ile bir grup silahlı kuvvetler komutanının, devlet yetkilisinin ve aziz vatandaşlarımızın şehadetinin kırkıncı günü (Erbain) münasebetiyle stratejik bir mesaj yayımlayarak İran milletinin son saldırılara karşı gösterdiği destansı savunmanın boyutlarını açıkladı.
Cumhurbaşkanı bu mesajda, İran İslam Cumhuriyeti'nin ateşkes şartlarının kabul edilmesindeki bugünkü büyük zaferin, kırk günlük kahramanca direnişin ve yere dökülen temiz kanların meyvesi olduğunu vurguladı.
Pezeşkiyan bu başarıyı "İran milletinin iradesinin düşmana dayatılması" olarak nitelendirdi ve bunu, devrimin merhum lideri tarafından on yıllar boyunca millete öğretilen büyük derslerin bir devamı olarak gördü; birikmiş acılardan geçerek güç dengesi noktasında küresel bir onur ve itibara yol açan bir yol.
Cumhurbaşkanının mesajı şöyledir:
Bismillahirrahmanirrahim
İran'ın onurlu, asil, mümin ve başı dik halkı,
Selam ve saygılar üzerinize olsun.
Bugün, İslam İnkılabı'nın şehit rehberi İmam Hamaney'in kırkıncı günüyle (Erbain) ve düşmanların aziz vatanımıza yönelik vahşice saldırılarıyla örtüşmektedir. Düşmanın kırk günlük vahşice saldırısı ve gayretli savunmamız boyunca birçok vatandaşımızın temiz kanı yere döküldü ve hepimizin yüreğinde büyük bir yara açıldı; ancak tarih yazan İran milletinin yekvücut direnişi, silahlı kuvvetlerin yiğitlerinin kahramanlığı ve hükümetin velinimetlerine (halka) yönelik kesintisiz hizmeti, İran İslam Cumhuriyeti'nin ateşkes şartlarının kabul edilmesi gibi büyük bir fetih ve zafere dönüştü. Bu zorlu koşulları aşmak ve bu küresel onur ile itibara ulaşmak, on yıllar boyunca yüce ve şehit rehberimiz tarafından bize öğretilen büyük dersin bir ürünüdür.
Ben, Rabbimle ve siz aziz halkımızla ahitleşip hizmet yoluna adım attığım günden beri net bir niyetle geldim: Sizin yardımınızla daha bayındır bir İran, daha dinamik bir ekonomi ve tüm İranlılar için onurlu ve haysiyetli bir yaşam sağlamak için çabalamak; birlikte, ülkenin sorunlarını çözecek, birikmiş acıları hafifletecek ve umudu halkın yaşamının merkezine geri getirecek reformları ilerletmek. Ancak kader öyle tecelli etti ki, bu sorumluluğun başladığı ilk günden itibaren İran'ımıza yönelik ağır baskıların yeni bir süreci dayatıldı; halkın ağzının tadını kaçıran ve hizmet yolunu en başından itibaren zorlu sınavlar, büyük acılar, daha fazla sorumluluk ve endişelerle birleştiren olaylar...
Siz aziz halkımız, İran'a dayatılan bu savaşın ne hükümetin ve sistemin ne de İran milletinin isteği olduğuna herkesten daha iyi şahitsiniz. İran tarih boyunca barışçıl bir millet olmuştur; saldırganlık mantığından ziyade bir arada yaşama, onur, diyalog ve meşru müdafaa mantığıyla tanınan bir millet.
Bize dayatılan şey sadece sınırlı bir askeri çatışma değildi. Çocuklar şehit edildiğinde, hayati altyapılar hedef alındığında; üniversiteler, okullar, bilim, hizmet ve sağlık merkezleri, İran'ın simgesel bir mühendislik harikası ve sağlık kurumu zarar gördüğünde ve bu toprakların tarihi ve kültürel mirası tehdit altına girdiğinde, bu savaşın hedefinin İran'ın ta kendisi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. İşte bu nedenle bugün biz, vatan sevgisine, İran sevgisine, bu topraklara olan sevgiye, din sevgisine, tarihi yüceliğimize ve milli onurumuza her zamankinden daha fazla dayanmamız gereken bir noktada duruyoruz.
Bu zorlu meydanda İran'ı dimdik ayakta tutan şey; şehit rehberin öğretileri ve yönlendirmeleri ile yüce Devrim Rehberi'nin yol göstericiliği doğrultusunda ülkenin tüm kurumlarının tek ses olması, silahlı kuvvetlerin kahramanlığı, halkın sadakatle (meydanlarda) bulunması ve hükümetin sahada olmasıdır.
Bu uyum ve dayanışma ülke için büyük bir sermaye haline geldi ve İran'ın zor anlarda yol göstericiliğe, ulusal uyum ve sinerjiye dayanarak büyük sınavlardan geçebileceğini gösterdi.
İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri bu kırk günlük kutsal savunma boyunca cesaret, hazırlık, fedakarlık ve kudretle bu toprakların güvenliğini ve onurunu savundu ve İran'ın saldırgan olmadığını, ancak halkını, ülkesini, bağımsızlığını ve milli onurunu savunurken sağlam ve başı dik durduğunu gösterdi. İran halkı da tüm etnik, dini, kültürel, sosyal ve siyasi çeşitliliğine rağmen farklılıkları bir kenara bırakıp İran'ın arkasında durdu. Halkın bu varlığı sadece duygusal bir yoldaşlık değildi; sert gücü tahkim eden bir sosyal sermaye ve yumuşak güçtü.
Halkın, İran'ın bekasını ve ulusal istikrar ile güvenliğin devamlılığını garanti altına almada hayati bir rol oynadığına açıkça inanıyoruz. Halkın rolünü marjinalleştiren veya İran'ın kolektif vicdanını yanlış anlayan her analiz, İran gerçeğini doğru anlamamış demektir.
Bu iki temel direğin yanı sıra hükümet de sahada kaldı. Bu süre zarfında hükümet, tüm gücüyle silahlı kuvvetlerle omuz omuza bu kutsal ulusal savunmada yer aldı; hizmet akışı durmadı, sağlık, tedavi, ilaç, temel gıda maddeleri ve yakıt dağıtımı sürdürüldü ve sosyal ve kamu güvenliği korundu. Hükümet, halka hizmetin, devlet kurumları arasındaki koordinasyonun ve ulusal güç unsurlarının desteklenmesinin ön saflarında yer almaya çalıştı ve ülkenin yönetim ve istikrar yörüngesinden çıkmasına izin vermedi.
Saha ve toplumla yan yana geçen bu kırk günlük kapsamlı savunma süresince aktif bir diplomasi de devredeydi. Hem krizi kontrol altına almak için siyasi kapasitelerden yararlanmak hem de İran milletinin mazlumiyetinin sesini ve bu saldırganlığın boyutlarını dünyaya olabildiğince gür bir şekilde duyurmak amacıyla komşularla, bölge ülkeleriyle, Avrupa ülkeleriyle ve diğer etkili aktörlerle diyalog ve istişareler devam etti. Aynı zamanda, saldırgan ve çocuk katili ABD ve İsrail rejimlerinin çocukların şehit edilmesinden altyapılara, bilimsel, eğitim, sağlık, hizmet ve sivil merkezlere yönelik saldırılara ve bu ülkenin medeniyet ile tarihi mirasına zarar vermesine kadar uzanan cinayetleri bölge ve dünya kamuoyuna anlatıldı. Zira bu cinayetlerin gerçeği anlatılmalı, kaydedilmeli ve bölgenin ile dünyanın hafızasında kalmalıdır.
Bu günlerde sadece ateş ve saldırganlıkla karşı karşıya kalmadık; aynı zamanda İran'ın kötülüğünü isteyenlerin yalanları, hayal tüccarlığı ve aldatmacalarıyla da yüzleştik. Uzaktan bu ülke için yıkım reçetesi yazanlar var; gençlerimizin kanını bile kendi ham arzuları ve hayalleri için bahane edenler var. Açık ve net bir sesle söylenmelidir ki: İran, başkalarının köksüz hayallerinin ve yıkıcı planlarının gerçekleşeceği bir meydan değildir. İran'ın kaderini İran halkı; rasyonalitesiyle, direnişiyle, onuruyla ve tarihi kararıyla belirleyecektir.
Bir kez daha vurguluyorum:
1. İran İslam Cumhuriyeti'nin ateşkes ve müzakere için öngördüğü genel ilkelerin ve çerçevenin ABD tarafından kabul edilmesinin ardından, sistemin ana kurumlarının oybirliği ve yüce Devrim Rehberi'nin onayıyla alınan karar; onur, hikmet ve maslahat ilkesine riayet edilerek, ulusal çıkarların ve toprak bütünlüğünün korunması, geleceğe odaklanılması ve İran'ın güçlü silahlı kuvvetlerinin gurur verici zaferlerinin pekiştirilmesi temeline dayanmaktadır. Diyalog için eşit bir denge noktasına ulaşmak ve ülkenin haklarını elde etmek için çabalamak, milletin sahadaki sürekli varlığının ve onların görkemli desteğinin bir sonucudur.
Bu zaferler, ulusal birlik ve beraberliğin ve onun temel ekseni olan Yüce Rehberlik Makamı etrafında hareket etmenin meyvesidir. Şimdi sahanın devamı niteliğindeki siyaset arenasında, sistemin yüce liderinin yönlendirmesi altında kolektif birlik ve beraberliği koruyarak İran'ın daha fazla istikrar ve güvenliği için çabalama zamanıdır. Bu süreç ve karar, hem kısa hem de uzun vadede İran milletinin çıkarlarını azami düzeyde sağlayacaktır.
2. Bizim bölge halklarıyla bir savaşımız yok. Biz her zaman bir arada yaşamayı, karşılıklı saygıyı ve adil bir barışı istedik ve istiyoruz. Bu kırk günlük savunmada yaşananlar, savaş çığırtkanı ve çocuk katili rejimler tarafından İran'a ve bölge istikrarına dayatılan saldırganlığa verilen kesin ve güçlü bir yanıttı. Biz bölge halklarını sadece komşu olarak değil, kader ortağı olarak görüyoruz ve bu bölgenin geleceğinin yıkımın gölgesinde değil, uluslar arasındaki adalet, saygı ve işbirliğinin gölgesinde inşa edileceğine inanıyoruz. Saldırganlar "güç yoluyla barış" peşindeydi, ancak biz eşsiz ve kahramanca bir savunmanın ışığında, düşmanı barışı dayatmada güç kullanmaktan umutsuzluğa düşürerek; barış yoluyla ulusal gücün pekiştirilmesini takip ediyoruz. Ulusların bağımsızlığını ve onurunu koruyarak herkes için kalkınma ve ilerlemeye yol açan bir barış...
3. Son nokta geleceğe özel olarak odaklanmaktır. Bu günlerde çeşitli tehdit ve baskılara maruz kaldık; ancak benim canım ve itibarım, İran'ın bekası, halkın onuru, bu toprakların güvenliği ve bu milletin yüceliği karşısında hiçbir önem taşımaz. Önemli olan İran'ın var olmasıdır; halkın ayakta durmasıdır ve bu milletin bu zor günleri onuruyla atlatmasıdır. Bizler hep birlikte bu koşulları aşacağız.
İran, büyük ve sağlam kalmaya devam edecektir ve bu toprakların düşmanları İran milletinin iradesini asla kıramayacaklardır. Dünyanın en güçlü ordusu ve en acımasız rejimi İran'a galip gelemediğine göre, geleceğin istikrarlı, kalıcı ve başı dik İran'a ait olacağı açıktır. İnanıyorum ki Allah'ın lütfu ve inayetiyle, hükümet halkın yanında, el ele vererek İran'ın yeni günlerini inşa edeceğiz; İran'ı eskisinden daha iyi, daha güçlü, daha bayındır ve daha liyakatli bir şekilde inşa etmeye devam edeceğiz. İnşallah.
Mesud Pezeşkiyan
İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı