Tesnim Haber Ajansı Dış Politika Servisi'nin bildirdiğine göre, İran İslam Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi ve Büyükelçisi Emir Said İrevani, Sırbistan'ın "Politika" gazetesine verdiği mülakatta Bahreyn'in Hürmüz Boğazı ile ilgili karar tasarısı hakkında şunları söyledi: "Bahreyn'in inisiyatifi, ABD'nin talimatlarını yerine getirmek amacıyla atılmış gereksiz ve siyasi saikli bir adımdır. ABD, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü askeri yollarla veya doğrudan baskı yoluyla ele geçiremedikten sonra, şimdi aynı hedefe BM Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere uluslararası forumlarda siyasi baskı yoluyla ulaşmaya çalışıyor ki bu da yine başarısız olacaktır."
Bu mülakatın tam metni şöyledir:
Soru: Mevcut karmaşık güvenlik ortamında, İran'ın mevcut konumunu kendi halkınıza ve dünya kamuoyuna nasıl açıklayabilirsiniz? Ülkeniz için bu tarihi anı nasıl yorumluyorsunuz?
İrevani: Konu ülkemiz halkı için tamamen açıktır ve bu yüzden ülkemizin egemenliğine ve toprak bütünlüğünün savunulmasına eşi benzeri görülmemiş bir şekilde destek verdiler. Halkımız için bu saldırganlık, nedenleri ve ülkemizin haklılığı konusunda hiçbir şüphe yoktur, ancak bu savaş ABD ve İsrail'in zihniyetinden farklı görünmektedir.
ABD'de iktidarda sadece paradan ve zorbalıktan anlayan biri var. Ne yazık ki bazı ülkeler korku ve rüşvet nedeniyle boyun eğmişlerdir. Ancak İran söz konusu olduğunda stratejik bir hesap hatası yapılmıştır, çünkü halkın azmi ve iradesi kültürlerine, medeniyetlerine ve dini inançlarına derinlemesine kök salmıştır. Onuru ve bağımsızlığı korumak İran için, özellikle de modern tarihinde, büyük önem taşımaktadır.
1979 İslam İnkılabı iki temel ilkeye dayanıyordu: İç istibdattan (diktatörlükten) kurtuluş, özgürlüğün kazanılması ve tam bağımsızlık lehine dış hegemonyanın reddedilmesi. Tam da bu nedenle İran, ABD'nin veya başka herhangi bir gücün hegemonyasına tekrar boyun eğmeye hazır değildir.
Trump yönetimi İran'ı yutmaya ve ülkemiz üzerinde yeniden egemenlik kurmaya çalışırken, İsrail bölgesel krizleri derinleştirerek ve ABD'yi çatışmanın içine çekerek güç dengesini değiştirmeye ve hedeflerine ulaşmasının önündeki ana engel olan İran'ı ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu, bölgede nüfuzu ve bölgesel genişlemeyi güçlendirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçasıdır ve bu durum Beşar Esad'ın devrilmesinden sonraki Suriye örneğinde de görülebilir.
**Soru:** Başkan Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?
İrevani: Donald Trump'ın açıklamalarına güvenmek zordur, zira genellikle öngörülemez ve çelişkilidir. Entelektüel disiplinden ve tutarlılıktan yoksundur ya da daha doğrusu, bilinçli olarak öngörülemez bir aktör olarak bilinmek istiyor gibi görünmektedir. Haziran 2025'teki saldırganlık sırasında İran'ın nükleer kapasitesini yok etmek için savaş başlattığını ilan etti. Ancak aynı yılın başlarında, Mart ayında, amacının İran'ın füze kapasitesini yok etmek ve İran halkını hükümetlerine karşı bir ayaklanmada desteklemek olduğunu iddia etmişti ve şimdi İran'ı yok etmek ve onu "taş devrine" döndürmek için savaştığını iddia ediyor.
Böyle bir yaklaşım, onun kişisel politika yapma tarzı ve tam itaat beklentisiyle birleştiğinde mesajlarının güvenilirliğini daha da azaltmaktadır. Bu nedenle onun barışla ilgili açıklamalarını ciddiye almıyoruz ve savaşın devamı hakkında konuştuğunda onu güvenilir bulmuyoruz.
Soru: Birleşmiş Milletler'in bu çatışmadaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
İrevani: Birleşmiş Milletler şu anda en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor. İkinci Dünya Savaşı'nın galip güçleri arasındaki ilişkilere dayanan yapısı, onu Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin mutabakatına bağımlı kılıyor. Veto hakkı nedeniyle, bu ülkelerden birinin müdahil olması durumunda Güvenlik Konseyi'nin bir saldırıyı kınaması pratikte imkansızdır. Bu durum somut örneklerle de doğrulanmaktadır. 1981 yılında İsrail Irak'taki bir nükleer santrale saldırdığında, UAEA ve BM Güvenlik Konseyi hızla tepki göstererek bu saldırıyı kınamış, 487 sayılı kararı kabul etmiş ve tazminat talep etmişti. Buna karşılık, geçen yıl haziran ayında İsrail ve ABD'nin İran'ın UAEA denetimindeki aktif nükleer tesislerine yönelik saldırıları, nükleer radyasyon tehlikesine rağmen resmi bir kınamaya bile yol açmamıştır. Bu çelişki, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyenin elinde olduğunu ve diğer üyelerin ikincil bir role sahip olduğunu açıkça göstermektedir.
Genel Sekreter'in konumu, örgütün Şartı bağımsızlığını garanti etse de, Genel Sekreter'in seçiminde kilit rol oynayan daimi üyelerin siyasi iradesine de bağlıdır. Bu nedenle, daha güçlü ve bağımsız hareket etme alanı sınırlıdır ve bu kurumun etkisi küresel koşulların gerektirdiğinden daha azdır.
Soru:Şu anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde, özellikle de Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak değerlendirilmekte olan Bahreyn karar tasarısı hakkındaki görüşünüz nedir?
İrevani: Bahreyn'in inisiyatifi, ABD'nin talimatlarını yerine getirmek amacıyla atılmış gereksiz ve siyasi saikli bir adımdır. ABD, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü askeri yollarla veya doğrudan baskı yoluyla ele geçiremedikten sonra, şimdi aynı hedefe BM Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere uluslararası forumlarda siyasi baskı yoluyla ulaşmaya çalışıyor ki bu da yine başarısız olacaktır.
Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut kısıtlamaların savaş ve saldırganlık ortamının bir sonucu olduğuna ve istikrarın ancak çatışmanın sona ermesiyle sağlanabileceğine inanıyoruz.
Soru: Batılı ülkelerin ve NATO'nun bu çatışmadaki itidalini nasıl yorumluyorsunuz?
İrevani: Bu, hukuki, siyasi ve güvenlik değerlendirmelerinin birleşimidir. Bu saldırılar nükleer müzakereler sürerken gerçekleşti ve saldırıların meşruiyetini daha da tartışmalı hale getirdi. Aynı zamanda, doğrudan müdahil olma riski ve İran'ın olası tepkisinin farkında olmaları, onları stratejik bir temkinliliğin ve ABD politikasıyla sınırlı bir mutabakatın ifadesi olarak bu konudan uzak durmaya sevk etmiştir.
Soru: İran'ın İsrail ve ABD ile ilişkilerini anlamak için jeopolitik çıkarlar ve ideolojik anlatılar ne kadar hayati önem taşıyor?
İrevani: İsrail, Yahudi ırkının üstünlüğüne ve sadece Yahudilere ayrılmış bir bölge olarak "Büyük İsrail" fikrine inanarak hareket etmektedir. Siyonizm, küresel güç, zenginlik ve medya merkezlerinde kök salmış ve onları sıkı kontrolü altına almıştır. Yahudilik bir tehdit değildir, aksine inananları olan bir dindir. Kibirli ve üstünlükçü bir doğaya sahip olan Siyonizm, bölge ve dünya için bir tehdit kaynağıdır. Dinlerde kıyamet savaşı (Armageddon) farklı şekillerde yer alsa da, şu anda böyle bir savaşın koşullarında olduğumuzu düşünmüyorum.
Soru: Uluslararası hukuk açısından çağdaş uluslararası düzeni nasıl değerlendiriyorsunuz?
İrevani: Çağdaş uluslararası düzen giderek tek taraflılık, seçici yaklaşımlar, çifte standartlar, ayrımcı uygulamalar, zulüm ve adaletsizlikle karakterize olmaktadır. Adalete ve uluslararası hukuka sürekli saygı göstermek yerine, kararlar genellikle güç merkezlerinin çıkarlarına göre alınmaktadır. Hukukun üstünlüğü yerine, siyasi veya askeri açıdan daha güçlü olanın galip geldiği ve bunun da uluslararası ilişkilerde istikrarsızlığı ve adaletsizliği derinleştirdiği "güç mantığına" giderek daha fazla tanık oluyoruz.
Soru: İranlı yetkililerin, sorunu kesin ve nihai olarak çözmek için İran'ın sonuna kadar çaba göstereceği yönündeki açıklamaları tam olarak ne anlama geliyor? Bu sonu askeri, siyasi veya diplomatik bir boyut olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
İrevani: İran halkına ve İslami İran yöneticilerine karşı yıldırma, tehdit veya rüşvet formülü işe yaramıyor. İranlılar on yedinci yüzyılda Portekiz süper gücüne ve geçen yüzyılda İngiltere'ye karşı durmuşlardır. ABD'ye karşı da duracaklar, onu geri çekilmeye ve yenilgiye zorlayacaklardır. Bizim savunmamız insanlığın, uluslararası hukukun ve uluslararası kurumların savunmasıdır ve zorbalığın değil, hukukun üstünlüğünün hakim olduğu, barış ve güvenlik içinde daha iyi bir toplum inşa edebilmek için dünyanın uyanık vicdanlarını harekete geçirmek istiyoruz.
Soru: Pers medeniyeti de dahil olmak üzere İran'ın tarihi ve kültürel boyutu, en eski ve kesintisiz medeniyet kimliklerinden biri olarak, ülkenin çağdaş politikasını anlamak için ne kadar önemlidir?
İrevani: İran'ın çağdaş politikası iki güçlü kaynaktan beslenmektedir: Birlikte toplumun siyasi kimliğini, değerlerini ve bilincini şekillendiren Pers (Fars) medeniyeti mirası ve İslami dini düşünce. İran, geçtiğimiz yüzyıllar boyunca toprak genişletmek için hiçbir ülkeye askeri sefer düzenlememiştir, ancak buna karşılık her zaman hegemonyacıların açgözlülüğünün hedefi olmuştur. İslam İnkılabı'ndan sonra İran, büyük fedakarlıklarla toprak bütünlüğünü korumayı başardı. O deneyimden doğan güçlü direniş duygusu, onur ve bugün de aynı ilkeyi savunma arzusu ortaya çıkmıştır.
Soru: Rusya ve Çin bu çatışmada nasıl bir rol oynuyor? Onları stratejik ortaklar, dengeleyici güçler veya potansiyel arabulucular olarak mı görüyorsunuz?
İrevani: İran'ın Rusya ve Çin ile ilişkileri ortak çıkarlara ve ortak zorlukların anlaşılmasına dayanmaktadır. Anayasamız İran'da askeri ittifaklara katılmaya veya yabancı üslerin bulunmasına izin vermemektedir. Dolayısıyla biz ne Rusya ve Çin lehine savaşa gireceğiz ne de onların bizim lehimize savaşa girmesini bekliyoruz. Ancak stratejik işbirliğine hazırız ve uluslararası hukuk çerçevesindeki meşru pozisyonlarımızda karşılıklı destek bekliyoruz. Tek taraflı baskılara ve yaptırımlara karşı koymak ve çok taraflılığı güçlendirmek amacıyla BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde aktif olarak işbirliği yapıyoruz.
Soru: ABD'nin Ukrayna savaşında arabulucu rolü oynamaya çalıştığı göz önüne alındığında, Rusya'nın İsrail, ABD ve İran arasındaki gerilimi azaltmada benzer bir rol oynaması ne kadar gerçekçidir?
İrevani: İran'a yönelik saldırganlığın arabulucuya ihtiyacı yoktur. Saldırganların tehdit, yıldırma ve askeri güç yoluyla gayrimeşru hedeflerine ulaşamayacaklarını anlamaları çok önemlidir. Kilit siyasi ve askeri liderleri ortadan kaldırmanın sistemin çöküşüne yol açacağına inanıyorlardı. Ancak İran halkının sert direnişiyle karşılaştıkları ve çatışmanın devam etmesinin onlar için uzun vadeli ve giderek artan sonuçlar doğuracağı ortaya çıktı. Bölge ülkeleri de ABD'nin varlığının güvenliklerini sağlamadığını, aksine tehdit ettiğini fark etmişlerdir.
Soru: Bu krizden çıkış yolunu nasıl mümkün görüyorsunuz? Gerilimi azaltmak için gerçekçi bir diplomatik çerçeve var mı, yoksa dünya daha uzun bir küresel istikrarsızlık dönemine mi giriyor?
İrevani: Savaşı sürdürmek veya genişletmek niyetinde değiliz, ancak kalıcı olmayan bir ateşkes peşinde de değiliz. Olayların seyri her şeyden önce karşı tarafa bağlıdır: Eğer çatışma devam ederse İran hazır ve dirençli kalacaktır; çıkarlarımıza saygı duyan kalıcı ve güvenilir bir çözüm için hazırlık varsa, biz de bir anlaşmayı kabul etmeye hazırız.
Hiçbir savaş anlaşmazlıkları kalıcı olarak sona erdirememiştir. Zira savaşta her iki taraf da farklı derecelerde zarar ve ziyana uğrar. Bu nedenle, çatışmaları durdurmak ve diplomatik kanalları aktif hale getirmek için elimizden gelen tüm çabayı göstermeliyiz, ancak bu geçici tavizler değil, gerçek siyasi irade ve kalıcı çözümler gerektirir.