Aliyev'den Ankara'ya İğneleyici Mesaj: "Kimse İç İşlerimize Burnunu Sokmasın"
- Türkiye haber
- 05 Ekim, 2026 - 04:00
Tesnim Haber Ajansı- Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in iktidar partisinin kongresinde yaptığı son açıklamalar, bölgenin siyasi ve medya çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.
Bu konuşmasında sert ve uyarıcı bir üslup benimseyen Aliyev; Bakü'nün dış politikasının bağımsızlığını, yabancıların Azerbaycan halkının yaşam tarzına müdahale etmemesi gerektiğini ve ayrıca askeri silahların bedelinin tamamen ödendiğini vurguladı.
Aliyev açık eleştirilerinde herhangi bir ülkenin adını anmamış olsa da, siyasi analistler ve gözlemciler bu açıklamaların hedefinde doğrudan Türkiye'nin ve bu ülkedeki bazı siyasi ve medya çevrelerinin olduğu konusunda hemfikirler. Bu sözler, iki ülke yetkilileri tarafından her zaman tekrarlanan "Tek Millet, İki Devlet" sloganının arka planında anlamlı çatlakların ortaya çıktığını gösteriyor.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı konuşmasının bir bölümünde, dünyanın birçok bölgesinin aksine bu ülke halkının istikrar ve huzur içinde yaşadığına işaret ederek şunları kaydetti:
"Bu nedenle güvenlik tedbirleri her zaman gündemimizde olmalıdır. Azerbaycan Cumhuriyeti ne kadar güçlenir ve daha bağımsız bir politika izlerse, üzerimizdeki dış baskılar da o kadar artacaktır. Herkesin yerini bilmesi için her darbeye birkaç misliyle karşılık veriyoruz; kimse iç işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize ne yapmamız gerektiğini dikte etmesin."
Bakü'nün bir devlet yönetimi modeline dönüştüğünü de belirten Aliyev, "fiziksel ve ideolojik tehlikelere" karşı ciddi tedbirler alınacağını duyurdu.
Karabağ Savaşındaki 'Bedava Silah Yardımı' Efsanesinin Çöküşü
Aliyev'in Türk medyasında da özel bir yankı uyandıran sözlerinin bir diğer kısmı, İkinci Karabağ Savaşı sırasındaki silah tedariki konusuyla ilgiliydi. Bakü'nün ideolojik atmosferinin ve dış politikasının yabancı unsurların nüfuzundan temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Aliyev, şunları söyledi:
"Bizim kimsenin yardımına ve vesayetine ihtiyacımız yok. Yardıma ihtiyacımız olduğu ve elimizde bir milyon mültecinin bulunduğu bir dönemde kimse bize yardım etmedi. Bugün neyimiz varsa kendi paramızla satın aldık; buna son kurşununa kadar tek bir manat veya dolar dahi indirim yapılmadan, dünya piyasası fiyatlarıyla tedarik ettiğimiz tüm silahlar da dahildir. Hatta bazen bu silahları bize dünya piyasası fiyatlarının birkaç katına sattılar ve biz de bunu görmezden gelmek zorunda kaldık."
Bu açık ifadeler, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere üst düzey Türk yetkililerin iddialarına doğrudan bir yanıt olarak değerlendiriliyor. Türkiye, 2020'deki 44 günlük Karabağ Savaşı sırasında Bakü'ye Bayraktar TB2 insansız hava araçlarını satmıştı; bu konu Türk medyasında büyük bir abartıyla Azerbaycan Cumhuriyeti'nin zaferinin ana unsuru olarak yansıtıldı.
Bu siyasi ve medya kampanyası 2024 yazında zirveye ulaştı. O dönemde Erdoğan tartışmalı bir açıklama yaparak Siyonist rejimi işaret etmiş ve "Karabağ'a ve Libya'ya nasıl girdiysek, aynısını onlara da yapabiliriz" iddiasında bulunmuştu.
Bu iddia Bakü'de soğuk ve son derece rahatsız edici bir tepkiyle karşılandı. O dönemde Azerbaycan Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili, Karabağ Savaşı'nda sadece bu ülkenin ordusunun bulunduğunu resmen açıkladı.
Birkaç gün sonra da Bakü'deki resmi devlet gazetelerinden biri sert bir başyazı yayımlayarak şu ifadelere yer verdi: "Halkımız ve ordumuz, Azerbaycan'ın meşru zaferini kendi hanelerine yazdırma çabalarını derin bir teessüfle takip etmektedir. Bu zaferin sonuçları Türk dünyasına aittir, ancak Türkiye dahil hiçbiri bu zaferin yaratıcısı değildir."
Bu makalede, Bakü'nün Türkiye'den alınan her bir ekipman ve mühimmatın bedelini eksiksiz ödediği açıkça vurgulanmıştı.
Tel Aviv ile İttifakı "Bağımsız Dış Politika" Kisvesi Altında Meşrulaştırma
Aliyev'in "yabancı nüfuzundan uzak, bağımsız dış politika" anahtar kelimesini sürekli vurgulaması, Bakü ve Ankara arasındaki gizli anlaşmazlıkların bir diğer önemli boyutunu da gözler önüne seriyor. Son aylarda, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Siyonist rejimle sahip olduğu geniş ve stratejik ilişkiler, Türkiye içindeki siyasi grupların ve kamuoyunun ana eleştiri hedeflerinden biri haline geldi.
Kudüs'ü işgal eden rejimin savaş makinesi Gazze ve Lübnan'da cinayetlerine devam ederken, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Siyonist rejime (büyük bir kısmı Türkiye toprakları ve limanları üzerinden transit edilen) enerji tedarikini sürdürmesi, Türkiye'deki İslamcı grupların ve Filistin destekçilerinin öfkesini uyandırdı.
Bu yılın mart ayında, Türkiye'nin sanal aleminde ve medyasında Bakü'yü Siyonist rejimle lojistik işbirliği yapmakla suçlayan bir eleştiri dalgası başladı. Türkiye'de kamuoyunun baskısı o kadar arttı ki, Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı müdahale etmek zorunda kaldı ve yayınladığı bir açıklamayla Bakü'ye yönelik eleştirileri "yanlış bilgi ve kışkırtıcı eylemler" olarak göstermeye çalıştı. Buna rağmen, bölge kamuoyu ve Türkiye'deki bağımsız gruplar, Bakü-Tel Aviv'in hem gizli hem de açık ittifakına şüphe ve eleştiriyle bakmaya devam ediyor.
Bu açıdan bakıldığında, İlham Aliyev'in "kimsenin işlerimize karışmaması gerektiği" yönündeki sözleri ve dış politikada bağımsızlık vurgusu, aslında bu eleştiri yoğunluğuna karşı savunmacı bir tepkidir.
Bakü, stratejik ittifakını ve Siyonist rejimden yaptığı büyük çaplı silah alımlarını "diplomatik bağımsızlık" ve milli çıkarların sağlanması çerçevesinde meşrulaştırmaya çalışırken, aynı zamanda bölgesel muhaliflerine, özellikle de Türkiye içindekilere, komşularının medya baskılarına dayanarak stratejik ortaklarını değiştirmeye niyetli olmadığı mesajını veriyor.
Kültürel Çatışma: Okullardaki Başörtüsü Yasağından Laiklik Savunmasına
Askeri ve jeopolitik meselelerin yanı sıra, ideolojik ve kültürel çatışmalar da ikili ilişkilerde yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın "ideolojik tehlikelere" karşı tedbir alınması gerekliliğine anlamlı bir şekilde değinmesi ve "hiç kimsenin yaşam tarzımıza burnunu sokmaması gerektiğini" vurgulaması, doğrudan ülkede İslami giyime yönelik son tartışmalarla bağlantılıdır.
Geçtiğimiz haftalarda Azerbaycan Cumhuriyeti hükümeti, okul formalarına ilişkin yeni yönetmelikleri uygulayarak, "laiklik ilkesine ve seküler eğitim sistemine aykırı olduğu" gerekçesiyle okullarda dini sembollerin ve İslami başörtüsünün kullanılmasını yasakladı.
Bu din karşıtı adım, Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki dindarlar arasında olumsuz tepki dalgasına neden oldu, ancak bu protestoların kapsamı hızla Türkiye'nin içine de sıçradı. Türkiye'deki birçok muhafazakar grup, İslamcı medya ve dini çevreler, Azerbaycan hükümetinin bu adımını şiddetle kınayarak bunu "başörtüsü yasağı" ve baskıcı politikalara dönüş olarak adlandırdı.
Türkiye'deki dini çevrelerin Bakü'nün İslam karşıtı politikalarına yönelik sert eleştirileri, ülkelerindeki yabancı fikri akımların nüfuzuna karşı son derece hassas olan devlet adamları için tahammül edilemez hale geldi. Aliyev'in son açıklamaları, Bakü'nün Türkiyeli gruplardan gelen her türlü kültürel eleştiriye karşı savunmacı ama aynı zamanda saldırgan yaklaşımını açıkça ortaya koyuyor.
Azerbaycan Cumhuriyeti liderliği bu açıklamalarıyla, kendi seküler yönetim modelinin etrafına net bir kırmızı çizgi çekmeyi ve Ankara'daki müttefikine stratejik ortaklığın, Türkiye'ye hakim olan söyleme kültürel veya ideolojik olarak tabi olmak anlamına gelmediğini hatırlatmayı amaçlıyor.
Kardeşlik Söylemlerinde Çatlak: Bakü-Ankara İlişkilerinin Gizli Gerçekleri
Sonuç olarak; Azerbaycan Cumhuriyeti liderliğinin son dönemdeki tutumlarının dikkatlice incelenmesi, Bakü ile Ankara arasındaki ilişkilerin, iki ülkenin resmi medyasının sunduğu romantik ve sloganik tasvirlerin aksine, derin yapısal sorunlar ve yanlış anlamalarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Bakü bir yandan, zaman zaman Ankara'nın siyasi söylemlerinde kendini gösteren "Büyük Ağabey" bakış açısından ciddi şekilde rahatsızlık duyuyor ve askeri ile diplomatik alanlardaki eylem bağımsızlığını sergilemeye çalışıyor.
Öte yandan ideolojik yaklaşımlardaki temel farklılıklar, kamusal alanda dine bakış açısı ve en önemlisi Siyonist rejim gibi bölgesel aktörlerle ilişkilerin doğası; yakın gelecekte bu ikili ittifakın yönetimini daha karmaşık hale getirebilecek fay hatlarıdır.
Aliyev'in son sözleri, aslında Ankara'ya Güney Kafkasya'daki nüfuz sınırlarını yeniden tanıması için diplomatik bir uyarı zili niteliğindeydi; bu uyarı, Bakü'nün kendi politikalarını sürdürmek için en yakın ortaklarını bile açıkça eleştirmekten çekinmeyeceğini vurguluyor.