Erdoğan’ın Muhalifleri Zayıflatma Yöntemi; Yapı Mühendisliği – Son Bölüm

Tesnim Haber Ajansı – Bu yazının ilk bölümünde, Türkiye’deki en büyük muhalefet partisindeki son gerilim ve iç bölünme durumuna değinmiştik. Kısaltması CHP olan ve 103 yıllık geçmişe sahip Cumhuriyet Halk Partisi’nin, artık fiilen büyük krizler ve sorunlarla boğuştuğundan ve bu krizlerin önemli bir kısmının müsebbibinin hükûmet ve iktidar partisi olduğundan söz etmiştik.

Erdoğan hükûmeti, yargıyı araçsallaştırarak CHP’nin en önemli ve popüler liderlerinden Ekrem İmamoğlu’nu hapse göndermiş, ardından bir savcının emsal teşkil etmeyen kararı ve işlemiyle Özgür Özel parti genel başkanlığından uzaklaştırılmıştı.

Ancak hükûmet sadece bu adımlarla yetinmemiş, çeşitli yollarla CHP’nin Türkiye parlamentosundaki hatırı sayılır sayıda milletvekilini ve yine CHP’li belediye başkanlarını mali vaatler ve başka araçlarla kendi safına çekmiştir.

Türkiye’deki analistler şunları söylüyor: Artık Erdoğan ve iktidar partisindeki danışmanları, bir tür ve versiyon olarak “hükûmetin arzu ettiği muhalefeti” inşa etmeye dönük siyasi projelerini yürüttüklerini dile getirmekten çekinmemektedir.

Erdoğan: Tek yenilgiye uğradığımız yer...

Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, son konuşmasında, Türkiye’nin partisinin 24 yıllık iktidarı döneminde güvenlik ve savunmadan ekonomik kalkınmaya ve dış politikaya kadar her alanda ilerleme kaydettiğini, ancak yenilgi ve kayba uğradığı tek alanın, Türkiye’nin hâlâ “taahhüt sahibi millî – yerli bir muhalefeti”nin bulunmaması olduğunu açıkladı.

Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi liderleri hakkında şunları söyledi: «Ellerinde bahaneden ve boş lafazanlıktan başka bir şey yok. Millete sunacakları hiçbir program veya projeleri yok. Bir gün dahi kavgasız, gürültüsüz ve skandalsız çalışamıyorlar. Sadece kendilerine değil, siyaset kurumuna da zarar veriyorlar. Bakın, ben bunu hep söylüyorum: İktidar dönemimiz boyunca ülkemizin birçok sorununu çözdük, ama muhaliflerin zayıf görme yetisi kronik sorununu asla çözemedik.»

Erdoğan’a göre, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’deki ana muhalefet partisi olması üzüntü vericidir. Biz, kendisiyle hizmetlerde, vizyonda, kazanımlarda ve fikirlerde yarışabileceğimiz bir muhalefet istiyoruz; iç kargaşaya sürüklenmiş bir muhalefet değil. Bu muhalefet, bizim kalitemize ve yeteneğimize uygun düşmemektedir.

Erdoğan’ın bu sözleri, Türkiye’deki birçok analist tarafından olumsuz karşılandı ve onu muhalefeti mühendislikle biçimlendirmeye çalışmakla suçladılar.

Ankara çıkışlı Karar Gazetesi, söz konusu partideki bölünme ve gerilimin son durumuna ilişkin haberinde şunları yazdı: «Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) kriz sürüyor ve Kılıçdaroğlu olağanüstü kurultayın toplanmasını gündeme getirmeye yanaşmıyor. Kurultayın bir yıl sonra yapılmasını istiyor ve Özgür Özel kanadını öfkelendiren de tam olarak budur. Özel, Kılıçdaroğlu’nun bu tutumunun utanç verici olduğunu ve en kısa sürede CHP’nin en önemli muhalefet partisi olarak bu utanç verici durumdan kurtarılması gerektiğini açıkça ilan etti.»

Türk medyası, Özgür Özel’in CHP’den ayrılarak yeni bir parti kurması için ön hazırlığın tamamlandığını söylüyor.

Millî – yerli bir muhalefet

Recep Tayyip Erdoğan, geçmiş yıllarda çoğu meydan konuşmasında, Türkiye’nin temel gıdadan savunma sanayisine, beyaz eşyadan elektrikli otomobile ve her ne varsa hepsinde kendi kendine yeterliliğe yönelmesi ve millî – yerli üretimin öncelikli olması gerektiğini defalarca vurgulamıştır.

Türkiye’nin tanınmış analistlerinden Mehmet Ocaktan, bu konuyu kinayeli bir dille eleştirerek Erdoğan’ın birçok yerli ürünün üretiminde başarı sağladıktan sonra şimdi de Türkiye’yi, her şeyi Cumhurbaşkanı’nın ve iktidar partisinin arzularına göre şekillenen millî – yerli bir muhalefete sahip kılma niyetinde olduğuna işaret etti.

Ocaktan şunları söylüyor: «Her ülkede eleştiri muhalefetin görevidir. Ama Türkiye’de hükûmeti eleştirmek tehlikelidir ve millî bekaya yönelik bir tehdit olarak görülür! Tam da bu nedenle, bir süredir Türk hükûmeti, kendi icraatlarını açıklamak yerine, millî – yerli muhalefet eksikliğinden şikâyet ediyor ve muhalefeti proje üretmemekle, eylemsizlikle suçluyor. Artık Türkiye’de hükûmetin ve muhalefetin rolü bir bakıma tersine dönmüş durumda. Bu son derece gülünç bir vaziyet. Sanki 24 yıldır ülkeyi muhalefet yönetiyor da hükûmet ve Adalet ve Kalkınma Partisi muhalefeti iş yapmamakla suçluyor.»

Ocaktan devamında şöyle diyor: «Erdoğan açıkça, biz kalitemize ve yeteneğimize uygun bir muhalefet arıyoruz dedi! Gerçekten garip bir söz. Hukukun üstünlüğüne uyulmayan, kurumların şeffaf işlemediği bir ülkede muhalefet tam olarak ne yapmalı ki hükûmetin takdirini kazansın diye soran yok mu?! Türkiye’de muhalefet, Erdoğan hükûmetindeki kayırmacılık denen büyük sorunu eleştirdiğinde hain ve maşa yaftasıyla saldırıya uğruyor. Muhalefetin sessizce hükûmeti desteklemesini ve emeklilerin, asgari ücretlilerin, düşük gelirli esnafın, çiftçilerin ve ekonomik kriz yüzünden hayatta kalmak için canla başla mücadele eden işçilerin feryatlarını görmezden gelmesini mi bekliyorsunuz?»

Türkiye’nin bir diğer tanınmış analisti Elif Çakır ise şunları söylüyor: «Erdoğan’ın Türkiye’deki muhalefetin durumuna dair açıklamaları, onun başkanlık sistemindeki yetki alanının hayal ettiğimizden çok daha geniş olduğunu gösterdi! Ona muhalif partileri için dahi talimat verme ve onlara kendisiyle nasıl muhalefet edeceklerini öğretme izni var. Tabii, Timothy Snyder’ın dediği gibi, bir ülkede demokrasi bir anda diktatörlüğe dönüşmez. Erdoğan ve partisi bu yıllar içinde hepimizi adım adım alıştırdı. Örneğin, ben defalarca sordum; neden her yıl Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, Türkiye’deki tüm savcı ve hâkimlerin katılımıyla adli yıl açılış töreni yapıldığına şahit olmak zorundayız? Yargının kendi binası ve salonu yok mu? Neden bu ölçüde Cumhurbaşkanı’nın şahsi karar verişinin peşine takılsın? Ama kimse bu sözlere kulak asmadı. Erdoğan adım adım kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırdı ve tüm gücü kendi ellerinde topladı. Şimdi de muhalefetin üzerine gitmiş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin a’dan z’ye her şeyi hakkında karar verip talimat yağdırıyor.»

Türkiye’nin eski kuşak ve muhafazakâr analistlerinden Veli Ahmet Taşgetiren ise farklı bir görüşe sahip. O, Erdoğan’ın bu adımlarının ve muhalifleri ile seçimleri mühendislikle şekillendirme çabasının nihayetinde kendi aleyhine döneceğine ve Özgür Özel’in cumhurbaşkanı olmasının zeminini hazırlayacağına inanıyor.

Taşgetiren şunları söylüyor: «İmamoğlu’nun görevden alınıp hapse gönderilmesi, gerçek bir darbeydi. Onu ülkenin siyasi denklemlerinin dışına attıklarını sandılar. Ama şu anda bile bütün anketlerde oyu ve popülaritesi Erdoğan’dan daha yüksek. Özgür Özel’e saldırmak da ters tepti ve şimdi bu iki isim Erdoğan’dan çok daha popüler. Özel, İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra bir hafta boyunca eve gitmedi, geceleri parti genel merkezinde yattı. Neden? Çünkü gece gündüz durmaksızın konuştu ve milyonları meydanlara toplamayı başardı. Hükûmeti ve iktidar partisini dehşete düşüren de tam olarak buydu. Özel, savcının hukuka aykırı kararıyla parti liderliğinden alındı. Ama hâlâ meydanlarda, annelerin ellerini öpüyor, emeklilerle ve işçilerle konuşuyor ve Erdoğan kendi kendine soruyor: Bu adam neden geri adım atmadı, öyleyse niye pes etmiyor? Kaderin garip oyunları vardır. Erdoğan’ın haberi yok ama şu anda bu adımlarıyla Özgür Özel’in cumhurbaşkanı olmasına yardım ediyor.»

Erdoğan’ın planının kesin boyutları nedir?
Hâlihazırda Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye parlamentosundaki toplam altı yüz sandalyenin 136’sına sahip olup en önemli muhalefet partisi olarak tanınmaktadır. Son günlerdeki söylemler ve özellikle Erdoğan’a yakın analistlerden Cem Küçük’ün medyaya sızdırdığı bilgiler, Özel ve Kılıçdaroğlu’na bağlı iki kanat arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte, yakın zamanda bir bölünmenin yaşanacağına ve Özgür Özel’in yeni bir parti kuracağına işaret etmektedir. Cem Küçük, yaklaşan seçimlerin erken seçim şeklinde yapılacağını ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı destekleyeceğini söylemiştir.

Küçük’ün sözleri şu anlama gelmektedir: Özel’in yeni partisi parlamentoda 116 sandalyeye sahip olsa bile, Kılıçdaroğlu’nun 20 sandalyesiyle fiilen Erdoğan’ı destekleyecek olması ve bu 20 altın sandalyenin, anayasa değişikliği ve Erdoğan’ın yaklaşan seçimlerde aday gösterilmesi için parlamento çoğunluğunun onayının alınması gibi kararlarda yeterli olabilecek olmasıdır.