Tesnim Haber Ajansı- Sonunda, uzun süren görüşmeler ve pazarlıkların ardından İtalya hükümeti, İtalyan savunma ve havacılık şirketi Leonardo ile Türk şirketi Baykar arasındaki ortak yatırım anlaşmasına onay vermeye razı oldu. Ancak Ankara yetkililerinin beklenti ve öngörülerinin aksine, İtalya hükümeti bu anlaşmayı şartlı olarak onayladı ve metne şu hükmü ekledi: “Bu iki ülkenin uluslararası geliştirme faaliyetleri, yalnızca Avrupa Birliği ve NATO politikalarıyla uyumlu ülkelere yönlendirilmelidir.”
Bu durum, tanınmış iki şirket Baykar ve Leonardo’nun gelecekte, İtalyan makamlarının ve Avrupa Birliği’nin onayı olmaksızın, İHA’lar, insansız savaş uçakları ve diğer ürünlerinin satışı konusunda bağımsız karar alamayacakları anlamına geliyor.
İtalyan hükümetinin bu ölçüdeki müdahalesi, “altın güç” (golden power) olarak adlandırılan kurala dayanıyor; bu yasa uyarınca İtalyan hükümeti, özel sektör şirketlerinin sözleşmelerinin içeriği hassas olduğunda onlara kendi görüşlerini dikte etme hakkına sahip.
Ulusal gazete Il Messaggero, 16 Haziran’daki Bakanlar Kurulu toplantısında hükümetin, Leonardo ile Baykar arasında İHA üretimi için bir ortak girişim kurulmasını şartlı olarak onayladığını bildirdi.
Temel hedefi yeni nesil insansız hava sistemleri üretmek olan bu ortak girişimde Leonardo ve Baykar’ın her biri yüzde 50 hisseye sahip olacak.
İtalya Bakanlar Kurulu toplantısında, ülkenin Savunma Bakanı Guido Crosetto, bu anlaşmanın onaylanması için özellikle ısrar ederek, bunu Roma’nın önemli savunma ve stratejik adımlarından biri olarak nitelendirdi.
Baykar şirketi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’a ait olup Bayraktar İHA’larının üreticisidir. Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nın arşiv raporlarına bakıldığında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2017 yılının son günlerinde Ankara Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde İtalyan savunma şirketi Leonardo’nun Üst Yöneticisi (CEO) Mauro Moretti’yi kabul ettiği görülmekte; dolayısıyla İtalya ile Türkiye’nin bu iki şirket arasındaki iş birliğini başlatmak için 10 yıllık bir yol kat ettiği söylenebilir.
ABD’den Ümidi Kesen, Avrupa’ya Umut Bağlayan
Türkiye, Rus S-400 füze sistemini satın alması nedeniyle son birkaç yıldır ABD ve NATO’nun tepkisini çekmiş, F-35 savaş uçağı alıcı listesinden ve bu uçağın parçalarını üretenler arasından çıkarılmasının yanı sıra F-16 alımından da mahrum bırakılmıştı.
Ayrıca Fransız füzelerinin alımına yönelik müzakereler de sonuç vermemiş, Türkiye uzun süren diplomatik ısrarın ardından nihayet İtalya, İspanya, Almanya ve İngiltere tarafından ortaklaşa üretilen Eurofighter savaş uçağının alımı için bu dört ülkenin rızasını alabilmişti.
Dolayısıyla mevcut adımı da Türkiye’yi adım adım Avrupa savunma sanayisi ağının bir parçası hâline getiren asgari bir başarı ve kazanım olarak değerlendirmek gerekir.
Analistlere göre Leonardo-Baykar ortaklığı ve anlaşması, sadece ticari bir savunma işlemi değil; aynı zamanda Avrupa’nın stratejik bağımsızlığının, Türkiye’nin NATO içinde değişen rolünün, İHA savaşlarının yükselişinin ve Ankara’nın Avrupa’nın savunma sanayisi ağlarına kademeli olarak entegre olmasının bir göstergesidir.
Elbette İtalya hükümetinin Leonardo-Baykar iş birliğini şartlı olarak onaylaması, Roma’nın bu iş birliğini kabul ettiği ancak ona stratejik kısıtlamalar da eklediği anlamına geliyor.
LBA sistemlerinin geliştirilmesi olarak adlandırılan bu ortak girişim, yüzde 50-50 ortaklık olarak tasarlanmış olup şu unsurları bir araya getiriyor: bir yanda Baykar’ın insansız platformları ve savaş İHA’sı deneyimi; diğer yanda Leonardo’nun havacılık sistemleri, sensörleri, görev sistemleri, sertifikasyonları ve Avrupa savunma-sanayi ağı.
İtalya Neden Böyle Bir Karar Aldı?
Uzmanlar, özellikle Ukrayna’daki savaşın ardından Avrupa’nın İHA açığının, liderlerin ve komutanların askerî düşüncesini değiştirdiğini düşünüyor. Avrupalılar, İHA’ların geleneksel silahlara kıyasla ucuz olduğu, saha koşullarını hızla değiştirdiği ve seri üretim imkânının bulunduğu sonucuna vardı. Üstelik Avrupa orduları, Amerikan sistemlerine aşırı bağımlılık nedeniyle defalarca eleştirilmişti.
İşte tam da böyle bir ortamda, Erdoğan’ın damadına ait, Karabağ, Libya ve diğer bölgelerdeki savaşlarda kendini kanıtlamış İHA’lar İtalya’nın dikkatini çekti.
Bu anlaşma öte yandan Türkiye’nin de lehinedir. Zira İtalyan markası Leonardo’ya dayanmak, Türk Baykar’a sertifikasyon kabiliyetleri ve Avrupa’ya entegrasyon getiriyor. Bununla birlikte İtalyan yetkililer, bu ortaklığın münhasıran Batı’nın güvenlik mimarisi çerçevesinde ilerlemesi gerektiğini açıkça ifade etti.
Türk şirketi Baykar, İtalyan Leonardo ile resmî ortaklığın onaylanmasının ardından şu önemli avantajlardan yararlanmayı umuyor: Avrupa pazarlarına erişim, NATO müşterileri nezdinde daha fazla itibar kazanma, Leonardo’nun sertifikasyon uzmanlığıyla iş birliği, İtalya’da sınai varlık gösterme.
Avrupalı savunma analistleri şunları söylüyor: Köklü İtalyan şirketi Leonardo, aviyonik (havacılık elektroniği), sensörler, mikro elektronik ve havacılık mühendisliği alanında benzersiz bir deneyim ve güce sahiptir. Bu birikmiş bilgi ve deneyim, Türk Baykar’ın İHA platformları, şirketin hızlı gelişimi ve Ortadoğu, Afrika ile Balkanlar’daki sayısız operasyonel deneyimiyle bir araya geldiğinde değerli neticeler doğurabilir.
NATO üyesi iki büyük savunma şirketi arasındaki resmî iş birliğinin başladığının duyurulması, NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılmasına yalnızca iki hafta kala gerçekleşti.
Bu şartlarda, Türkiye-İtalya iş birliği, NATO’nun kıdemli generalleri ve stratejistleri için şu eski sözü hatırlatıyor: “Türkiye siyaseten zordur, ancak stratejik olarak elzemdir.”
Bu söz, Türkiye’nin coğrafi avantajları, askerî kapasitesi, savunma üretimindeki ilerlemesi ve Karadeniz’e erişim bakımından önemli olduğuna; İHA alanındaki iş birliğinin ise Türkiye’nin konumunu sadece bir güvenlik tüketicisi olmaktan çıkarıp bir güvenlik üreticisi olarak güçlendirdiğine işaret etmektedir.
Pek çok düşünce kuruluşu, medya kuruluşu ve Amerikalı-Avrupalı analist, Türk savunma sanayisinin Avrupa’ya entegrasyonunu önemli görmektedir.
Atlantik Konseyi, Türk savunma sanayisinin giderek bu yönde evrildiğine işaret ederken; Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS) de bu ortaklığın daha geniş bir eğilimi yansıttığını, Ukrayna sonrasında NATO ülkelerinin daha fazla sınai kapasiteye ihtiyaç duyduğunu belirtmiştir.
Amerikan düşünce kuruluşu RAND ise Türkiye’yi “karmaşık bir müttefik” olarak nitelendirip, bu ülkeyi stratejik açıdan önemli fakat siyaseten öngörülemez olarak değerlendirmektedir.
Ayrıca Brookings Enstitüsü de bir raporunda, Türk savunma sanayisinin Ankara’nın diplomatik kozunu artırdığını belirtmiş; savunma çalışmaları uzmanlarına göre İHA’lar sadece silah değil, aynı zamanda dış politika araçlarıdır.
Fakat Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) farklı bir bakış açısına sahip olup şöyle demektedir: “Türk askerî sanayisinin yükselişi, bu ülkenin Avrupa ile ilişkisini değiştirmektedir. Avrupa, entegre mi olacağına yoksa mesafe mi koyacağına karar vermelidir.”