Tesnim haber ajansının uluslararası haberler grubunun bildirdiğine göre, Brüksel, Avrupa Birliği'ne yeni ülkelerin kabulüne yönelik, yeni giren üyelerin birliğin tüm kurallarına uymakla yükümlü olacağı, ancak onun büyük kararlarını tam anlamıyla etkileyemeyeceği bir planı inceliyor. Bu tahakkümcü fikir daha önce Gürcistan yetkililerinin sert tepkisine yol açmıştı.
Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, Lüksemburg'da üye ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde, yeni üyeler için veto hakkının sınırlandırılacağını teyit etti. Buna ek olarak ona göre, reformların uygulanmasında geri adım atılması veya AB kurallarına tam olarak uyulmaması durumunda, bu ülkelere karşı cezalandırıcı mekanizmalar ve özel bir yanıt devreye sokulacak.
Kos bu konuda şu vurguyu yaptı: "Eğer yeni üye ülke kurallara uyarsa hiçbir şey olmaz. Ancak kurallara itaat edilmemesi durumunda, koruyucu mekanizmaların çok ciddi sonuçları olacaktır; işte şu anda temellerini atmakta olduğumuz sistem tam olarak budur."
"İkinci Sınıf Avrupa"nın Ağır Gölgesi Gürcistan'ın Üzerine Düştü
"İkinci sınıf Avrupalılar" haline gelme perspektifi, Gürcistan hükümeti ve muhalefet temsilcilerinin şiddetli tepkisine yol açtı. Gürcistan siyasi çevrelerinde şu esaslı soru giderek daha fazla soruluyor: "Gürcistan'ın yalnızca ağır görev ve yükümlülüklere sahip olup, tam ve eşit haklardan yoksun olacağı böyle bir Avrupa'ya gerçekten ihtiyacımız var mı?"
Gürcistan Parlamento Başkanı Şalva Papuaşvili, Avrupa Birliği'ndeki bu "eksik ve eşitsiz" üyeliği, ülkesinin ulusal çıkarları için ciddi bir tehdit olarak değerlendirdi.
Papuaşvili X sosyal medya platformunda şunları yazdı: "Avrupa'nın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, Brüksel'de, gelecekteki üye ülkelerin mevcut ülkelerle eşit oy hakkına sahip olmayacağı bir fikrin incelenmekte olduğuna işaret etti. Bu, Gürcistan'ın AB'ye katıldıktan sonra diğer üyelerle tamamen aynı yükümlülüklere sahip olacağı, ancak haklarının onlarla eşit olmayacağı anlamına geliyor. Pratikte bu, AB'nin Gürcistan'ın katılımı ve mevcudiyeti olmaksızın ulusal çıkarlarımızla bağlantılı hayati meseleler hakkında karar alabileceği demek."
Resmi olarak Brüksel, yeni üyelerin haklarının sınırlandırılması fikrini, Macaristan'ın Rusya'ya yaptırımları ve Ukrayna'ya desteği veto etmesi gibi senaryoların tekrarlanmasını önleme çabası olarak gerekçelendiriyor.
Buna ek olarak Brüksel, savaş yorgunu Ukrayna'yı en kısa zamanda üyeliğe kabul etmeyi planlıyor ki bu da yeni üyelerin "eşitsizliği" ilkesini kurumsallaştırmak için bir başka sebep olarak gösteriliyor.
Bu gerekçeler, aynı Avrupa Birliği'nin daha önce Ukrayna'nın çıkarlarının tüm karar alma süreçlerinde dikkate alınması gerektiğinde daima ısrar ettiğini hatırladığımızda daha da gülünç bir hal alıyor.
Gürcistan Parlamento Başkanı bu hususta şu hatırlatmada bulundu: "Böyle bir durumda, muhtemelen pek çok kişi Brüksel'in 'Ukrayna hakkında Ukrayna olmadan hiçbir karar alınmaz' şeklindeki daimi sloganını hatırlayacaktır. Ancak bugün AB'de tartışılan fikir, aslında bu yaklaşımın yalnızca Ukrayna için değil, tüm aday ülkeler için bir kenara bırakılması anlamına geliyor. Ukraynalılar da bu konuyu çok iyi kavramış ve ikinci sınıf üyeliği hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerini açıklamışlardır."
Eşit Milletler Birliği'nin "Birinci ve İkinci Sınıf" Ülkeler Kulübüne Dönüşümü
Papuaşvili ayrıca AB'nin başlangıçta, tüm üyelerin o kurallar karşısında eşitliğini güvence altına alan ilke ve kurallara dayalı bir proje olarak kurulduğunu hatırlattı.
Papuaşvili, "AB'deki 'çokluk içinde birlik' temel şiarı, pratikte yerini dikte edilen 'genel çizgiden sapma' ilkesine bırakmıştır. Bu, seni bu kulübe ancak oyun ve görüşün yalnızca süsleme ve dekor niteliği taşıdığında alacakları anlamına geliyor. Brüksel'in hükümetlerin haklarını ayrıştırma fikri, bu esaslı ilkeyi şiddetle dönüştürmüş ve onu eşit milletler birliğinden 'birinci sınıf' ve 'ikinci sınıf' ülkeler kulübüne indirgemiştir" vurgusunu yaptı.
Yeni üyeler için hakların sınırlandırılması, tam da Ukrayna, Karadağ (2028'de üyelik sözü verilmiş) ve Moldova gibi ülkelerin kabulü konusunun hararetlendiği bir zamanda öneriliyor.
Moldova örneğinde, bu ülkenin Batı yanlısı Cumhurbaşkanı Maya Sandu, yakın zamanda Moldova'nın AB'ye daha hızlı üye olabilmek için ulusal egemenlik ve bağımsızlığından vazgeçerek Romanya topraklarına katılması yönünde şaşırtıcı bir öneride bulundu.
Öte yandan 600 bin nüfuslu Karadağ, daha önce karar alma süreçlerindeki etkisinin son derece kısıtlı olduğu bir birliğin içinde bulunma tecrübesine zaten sahip.
Karadağ yalnızca eski Yugoslavya'nın altı cumhuriyeti arasındaki en küçük cumhuriyet olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu oluşumdan ayrılan son ülkeydi. 2003 ila 2006 yılları arasında Karadağ, görünüşte eşit haklara dayanan, ancak pratikte tüm büyük politikaları Sırp liderler tarafından dikte edilen "Sırbistan ve Karadağ Devlet Birliği" içinde yer aldı.
Dolayısıyla, sınırlı nüfuzla bir birlik içinde bulunma tecrübesi Karadağ için yeni bir konu değil ve Brüksel'in bu kısıtlayıcı fikrin uygulanmasını bu ülkenin katılım zamanıyla eş zamanlaması hiç de tesadüf görünmüyor. Marta Kos açıkça, Karadağ'ın katılımı için gelecekteki anlaşmanın diğer aday ülkeler için bir model olacağını duyurdu.
Avrupalı Komiser sözlerine şunları ekledi: "Karadağ'ın katılım anlaşmasındaki yeni nokta, ilk kez AB kurallarının yalnızca katılım aşamasında değil, 5, 10 hatta 15 yıl sonra da eksiksiz ve tam olarak uygulanmasını garanti altına alacak mekanizmalara özel bir odaklanma olacak olmasıdır."
Sovyetler'in Acı Tecrübesinin Avrupa Maskesiyle Tekrarı
Bu yorumlarla, Karadağ muhtemelen AB'ye katıldıktan sonra 15 yıla kadar tam ve eşit haklardan mahrum kalacak, ancak yine de ağır yükümlülüklerle Brüksel yetkililerinin merceği altında olmaya devam edecek.
Bununla birlikte Gürcistan, bazı Moldovalı siyasetçilerin önerdiği gibi egemenlik ve bağımsızlığından taviz vermeye hiçbir şekilde niyetli değil ve birleşik Avrupa'da itaatkar ve "ikinci sınıf" bir ülke rolü oynamak istemiyor; Gürcistan Parlamento Başkanı'nın da ısrarla üzerinde durduğu bir tutum bu.
Papuaşvili bu konuda şunları yazdı: "Eğer bu uğursuz fikir hayata geçirilirse, bu artık Gürcistan'ın dört yıl önce üyelik için başvurduğu o birlik olmayacak ve esasen böylesine eşitsiz bir oluşumda yer almaya çalışmak Gürcistan Anayasası'nın 78. maddesinin hükümleriyle bağdaşmamaktadır. Gürcistan daha önce başka bir birlikte (Sovyetler Birliği) ismen ve tamamen eşitsiz 70 yıllık acı üyelik tecrübesine sahipti ve biz o dönemi tekrarlamaya niyetli değiliz. Eğer eski Sovyet cumhuriyetleri bu tür değişikliklere boyun eğmeye razı gelirlerse, bu onların tarihi sorunlarının 'Sovyetler Birliği'nin' mahiyetiyle ilgili olmadığı, yalnızca böyle bir yapıda kimin efendi olacağı meselesiyle sorun yaşadıkları mesajını iletecektir."
AB'deki askerileşme sürecinin hızlı seyri dikkate alındığında, Gürcistan için oy hakkı olmayan üyelik, bu ülkenin tehlikeli maceralara sürüklenmesine ve felaketle sonuçlanacak neticelere mal olabilir.
Muhalefetin İkili Tutumu; Avrupa'ya Entegrasyon Bahanesiyle Ulusal Egemenliğin Mezada Çıkarılması
Bu ortamda, Gürcistan'ın Batı yanlısı muhalefetinin temsilcileri, ülkelerinin AB'deki egemenlik haklarının ayaklar altına alınmasından duydukları endişeden çok, Tiflis hükümetinin bu aşağılayıcı koşulları görerek Avrupa entegrasyonu sürecini takip etmekten vazgeçmesinden endişe ediyor.
Muhalefetteki "Lelo - Güçlü Gürcistan" koalisyonunun liderlerinden Salome Samedaşvili, sosyal medyadaki bir paylaşımında Gürcistan hükümetinin yakında AB üyeliği için resmi başvurusunu geri çekeceğini iddia etti ve bu adımı "Rusya'nın talimatlarının" uygulanması olarak nitelendirdi.
Samedaşvili şunları yazdı: "Üyelik başvurusunun iptali için zemin hazırlığı başladı. Gürcü Rüyası partisi (iktidar partisi) bu tartışmaları kendi propaganda makinesi için kullanmaya karar verdi. Onların sıradaki planının 'liyakatsiz Avrupa'dan uzak durma' şiarıyla iktidarda kalmak olduğu açık."
Bu tutum, Batı yanlısı muhalif akımlar için ülkelerinin bağımsızlığının sınırlandırılmasının bir felaket sayılmadığını, aksine onlar için felaket sayılan şeyin mevcut aşağılayıcı koşullarla AB'den vazgeçmek olduğunu gösteriyor.
2024 yılının başından itibaren, bu grupların protesto toplantıları fiilen, egemenlik yetkilerinin önemli bir kısmının koşulsuz olarak Brüksel'e devri hedefiyle ve AB yetkililerinin şartlarına mutlak itaat şiarıyla düzenlenmiştir.
Sonuç olarak, Gürcistan'ın mevcut koşullarla AB'ye katılımı meselesi, ekonomik ve siyasi bir tercih olmaktan çıkıp, kader belirleyici bir "ulusal egemenliği koruma" ya da "ülkenin bağımsızlığını mezada çıkarma" ikilemine dönüşmüştür.