İktidar Partisi Neden Erdoğan'ı Yeniden Türkiye Cumhurbaşkanı Adayı Yapmak İstiyor?
- Türkiye haber
- 16 Haziran, 2026 - 20:55
Tesnim Haber Ajansı - Türkiye'deki gazeteler, haber siteleri ve medya organlarına bakıldığında, Erdoğan'ın yakın danışmanının onun yeniden adaylığı hakkındaki sözlerinin tartışmalara yol açtığı görülüyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı'nın son yıllardaki en önemli danışmanlarından biri olarak bilinen Mehmet Uçum, mevcut hükümetin ve iktidar partisinin şu anki en önemli stratejisinin; hukuki ve siyasi engelleri kaldırarak erken seçimlere zemin hazırlamak ve böylece Erdoğan'ın bir kez daha cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturabilmesini sağlamak olduğunu açıkça dile getirdi.
Uçum'un muhalefetin öfkesini çeken sözlerinin bir kısmı şöyle: "Cumhurbaşkanımızın yeniden seçilmeye ihtiyacı yok. Onun cumhurbaşkanlığının uzatılmasına ihtiyacı olan Türkiye'dir. Türkiye'nin onun cumhurbaşkanlığı makamında kalmasına ihtiyacı var."
Diriliş gazetesi Uçum'un açıklamalarını önemli değerlendirirken, Ankara'da basılan Milli Gazete şunları yazdı: "Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un seçimlerle ilgili sözleri önemlidir. Onun formülü bir erken seçim değil, seçimin yenilenmesidir. Mevcut sistemde seçimleri öne almak hiç de kolay değil. Bu kararın onaylanması için en az 360 milletvekilinin, yani beşte üç çoğunluğun onay vermesi gerekiyor. Eğer Meclis, seçimleri normal tarihi olan 7 Mayıs 2028'den daha erken bir tarihte yapma kararı alırsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bu makam için son kez aday olma yolu açılacaktır. Uçum'un sözleri önemli şifreler barındırıyor ve parti ile hükümetin bu konu üzerinde çalıştığı belli. Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu'na göre, eğer 28. Dönem Parlamentosu 9-15 Şubat 2028 tarihleri arasında görev süresini yenileme kararı alırsa, kanun gereği seçimler 60 gün sonraki ilk pazar günü yapılacaktır. Önerilen bu tarih, Türkiye'nin siyasi sisteminin parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişini onaylayan referandumun 11. yıldönümüne denk gelmektedir. İktidar partisi için bu gün, sistemin sandıkta yeniden onaylanması anlamına gelirken, muhalefet için bir hesaplaşma fırsatı sunmaktadır."
Türkiye'deki birçok siyasi parti Mehmet Uçum'un sözlerine tepki gösterdi ve bu adımı demokrasinin çöküşünün bir işareti ve AK Parti'nin Türkiye'deki otoriterleşme (totaliterleşme) sürecinin tamamlanması olarak değerlendirdi.
Aşırı sağcı milliyetçi İYİ Parti'nin Sözcüsü Kürşad Zorlu (veya önceki dönem sözcülerinden Buğra Kavuncu, metinde Buğra Kavuncu olarak geçmektedir), şu açıklamayı yaptı: "AK Parti'nin işi o noktaya geldi ki, ülkenin kaderini tek bir kişinin siyasi geleceğine bağlıyor. Uçum'un sözleri kibirli bir zihniyetin yansımasıdır. Uçum'un sözlerinin tam anlamı şudur: Madem Türkiye'nin onun sorumluluğunun devam etmesine ihtiyacı var, Majesteleri lütfedip Türkiye'yi bir kez daha yönetmeye karar verdiler! İnanın Türkiye tarihinde böyle bir kibir görülmemiştir. Hem de Türkiye'nin gerçek ihtiyaçlarının demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ekonomik istikrar olduğu bir dönemde. Unutmayın ki Erdoğan hükümeti şu anda liyakatsizlik, ekonomik kriz, yüksek enflasyon, kötü yönetim ve muhalefete yönelik siyasi baskılar nedeniyle geniş çapta eleştirilmektedir. Türkiye'nin yönetim modelinin vesayetçi bir rejime dönüştüğü; belediyelerden şirketlere kadar birçok alanda benzer mekanizmaların uygulandığı da bir gerçektir."
İYİ Parti Sözcüsü sözlerine şöyle devam ediyor: "Türkiye bu zihniyetle yönetilemez. Bu zihniyet Türkiye'yi felaketin eşiğine getirecektir. Erdoğan'ın iktidarını sürdürmek için kanunun etrafından dolanmak, kanunun ruhunu çarpıtmak demektir. Seçimlerin genel seçim tarihinden bir ay önce yapılması gerektiğini söylemek, bu milletin aklıyla alay etmektir. Bu durum, bir kişiye yol açmak için kanunun ruhunu hiçe saymak anlamına gelir."
Sorun Nerede?
Mustafa Kemal, 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ni kurup Osmanlı halifelik-saltanat sistemini ortadan kaldırdığında, onlarca yıl boyunca tek partili ve totaliter olan yeni bir siyasi sistemin temellerini attı ve kendisi ölene kadar, yani 1938'e kadar tam 15 yıl boyunca cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Ancak 1950 yılından itibaren Türkiye çok partili sisteme geçti ve dahası, ülkenin en büyük siyasi-yürütme gücü Başbakan ve Parlamentonun elindeydi. AK Parti 2002'de iktidara geldiğinde, laik hukukçu Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyordu. Görevine 2007'ye kadar devam etti ve ardından Abdullah Gül bu makamı devraldı. Gül de 2014'e kadar 7 yıl boyunca cumhurbaşkanı olarak kaldı ve o dönemde Erdoğan başbakandı. Ancak 2014'ten bu yana Erdoğan art arda 12 yıl cumhurbaşkanı oldu. Eğer 2028 yılında 5 yıllık bir dönem için daha seçilirse, toplam görev süresi 17 yıla ulaşacak ve Mustafa Kemal Atatürk'ün rekorunu da kırmış olacak.
Eleştirmenler şöyle diyor: Türkiye'deki başkanlık sistemi, dünyadaki hiçbir siyasi-yürütme başkanlık sistemine benzemeyen, uydurma (nevzuhur) bir yapıdır ve şu an Erdoğan, ABD'deki Donald Trump'ın sahip olduğu güçten bile daha fazla yetki ve güce sahiptir. Onlar, Erdoğan'ın fiilen güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırdığına inanıyorlar. Yani 600 sandalyeli Türkiye Parlamentosu'nu önemli karar alma süreçlerinin dışına itmiş ve kurumların ile bakanlıkların en ince detayları hakkında bile bizzat kendisi karar vermektedir. Ayrıca, Hakimler ve Savcılar Kurulu'ndaki (HSK) nüfuzu ve yetkileriyle, yargıyı muhalifleri zayıflatmak, hapsetmek ve bertaraf etmek için bir araca dönüştürmeyi başarmıştır.
Tüm bu eleştirilere ve Erdoğan'ın belirgin yorgunluğuna, yıpranmışlığına ve yaşlılığına rağmen AK Parti neden hala onun adaylığını istiyor? Bu sorunun cevabı iki önemli nedende aranmalıdır: Birincisi, AK Parti içinde onun yerine geçecek ismi belirleme konusunda ciddi anlaşmazlıklar olması ve Hakan Fidan, İbrahim Kalın ve Selçuk Bayraktar gibi öne çıkan isimlerin hiçbirinin onun yerini alabilecek yeterli parti içi ve toplumsal karizmaya veya nüfuza sahip olmamasıdır.
Diğer mesele ise, Erdoğan'ın destekçileri ve Cumhur İttifakı'ndaki siyasi ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli'nin gözünden bakıldığında; Türkiye'nin önemli savunma sanayii projelerini sürdürebilecek ve dış politikada Doğu ile Batı arasında denge kurabilecek tek kişinin Erdoğan olmasıdır. Onun devreden çıkması halinde, hükümetin ve iktidar partisinin hem dış politikada hem de içerdeki muhalif ve eleştirmenlerle mücadelede ciddi sorunlar yaşayacağı düşünülmektedir.