Tsnim Haber Ajansı uluslararası servisinin haberine göre; Al Jazeera televizyonu, Beyrut'un Dahiye bölgesinin bombalanmasına karşılık olarak İran'ın Pazar gecesi işgal altındaki Filistin'in çeşitli bölgelerinde Siyonistlere yönelik düzenlediği füze saldırılarıyla ortaya çıkan yeni denklemi analiz etmeyi sürdürüyor. Kanal, Filistinli yazar ve siyaset analisti Münir Şefik'in kaleme aldığı "Oyun Bitti: Trump'ın Netanyahu'yu Düştüğü Ağaçtan İndirmekten Başka Çaresi Yok" başlıklı makaleyi yayınladı. Şefik yazısında şunları kaydetti: 7 Haziran akşamı İran Devrim Muhafızları Ordusu, Siyonist rejimin aynı günün erken saatlerinde Beyrut'un güneyindeki Dahiye'de bir binayı bombalamasına misilleme olarak, işgal altındaki toprakların içindeki bazı bölgeleri füze yağmuruna tuttu.
Trump'ın İran Denklemi Karşısındaki Çıkmazı
İran, Siyonist rejimin Beyrut'un Dahiye bölgesini bombalamasını, 2 Haziran'da kurulan denklemin ihlali olarak değerlendirdi. Söz konusu denklem; işgal rejimi Başbakanı Binyamin Netanyahu ve kabinesinin, Dahiye ve Beyrut'taki sivil tesisleri bombalama tehdidini hayata geçirmesi halinde, İran'ın da işgal altındaki Filistin'in kuzeyini füzelerle vuracağına dair restiyle şekillenmişti.
İran'ın 2 Haziran'da bu denklemi kurmasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump, Netanyahu ile yaptığı gergin bir telefon görüşmesinde, durumu tırmandırmaktan kaçınması için ona ciddi bir baskı uygulamıştı. Ancak 7 Haziran'daki Dahiye bombardımanı bu denkleme doğrudan bir meydan okuma anlamına geliyordu. İbrani medyası da İsrail'in bu saldırıyı ABD ile koordine ettiğine dair haberler geçerek, Washington'ın saldırıya zımni bir onay veya rıza gösterdiği algısını yarattı.
Buna rağmen ABD, Siyonist rejimin Beyrut'taki Dahiye saldırısına koordinasyon veya katılım sağladığını reddetti. İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırıları başladıktan sonra ise Trump, Netanyahu'dan İran'a karşılık vermemesini istediğini iddia etti. Fakat Pakistan ve Katar'ın ara buluculuğuyla İran ile ABD arasında yapılması muhtemel bir anlaşmayı baltalamak isteyen Netanyahu, İran'ın içine yönelik saldırılar düzenleme kararı aldı.
Bu gelişmeler, geçmişteki tüm müzakere dönemlerinde de benzer şekilde yaşanmıştı; ne zaman bir anlaşmaya varılacağı konuşulsa, ABD ve İsrail masayı devirerek askeri seçeneğe yönelmiş ve böylece müzakereler iptal edilmişti.
Netanyahu, İran ve ABD arasında neredeyse nihai aşamaya gelen ve bir mutabakat zaptı imzalanmasıyla sonuçlanacak olan son müzakerelerin tam ortasında bu hamleyi tekrarladı. Ancak şu anda bir savaştan kaçınmaya çalışan Trump, müzakerelerin devam etmesi konusunda ısrarcı. Dolayısıyla bu denklem, adeta "aynı çatıya aynı anda hem güneşin doğması hem de yağmurun yağması" gibi çelişkili bir hal aldı.
Trump, son iki ay içinde İran ile geçici bir ateşkes ilan ettiğinden beri, sürekli savaşa geri dönme tehdidi politikasını izliyordu; ama aynı zamanda ateşkesin sürdüğünü göstermeye çalışıyordu. Hatta son dönemde Hürmüz Boğazı ve İran'ın güneyinde yaşanan karşılıklı ateş açma hadiselerini bile ateşkesin ihlali olarak nitelendirmedi.
Bu süreçte Netanyahu, bir yandan İran'la savaşı yeniden kışkırtmaya çalışırken, diğer yandan Lübnan ve Gazze'ye karşı yürüttüğü iki amansız savaşı sürdürdü ve tırmandırdı. Bu durum, en azından görünürde, Trump'ın Netanyahu ile olan ilişkisinin –özellikle Gazze ve Lübnan'da– koruma ve destek sağlama ile onu İran'la varılan ateşkese geçici de olsa uymaya zorlama arasında gidip gelmesine neden oldu.
Trump ayrıca, İran ile ateşkesin bozulmasını önlemek için Netanyahu'yu dizginlemesi gerektiğinin farkına vardı; aksi takdirde, özellikle Dünya Kupası ve yaklaşan ABD ara seçimleri gibi hassas bir dönemde kendisini yeniden bir savaş bataklığının içinde bulacaktı.
Ancak bugün Trump, olayların artık kendi kontrolünden çıktığı bir noktada bulunuyor ve özellikle Dünya Kupası ile ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü yaklaşırken eski politikalarını değiştirmek zorunda kalıyor.
Bu durum, Trump'ın birkaç cephede birden karşı karşıya kaldığı baskılarla daha da ağırlaşıyor: Hürmüz Boğazı krizini çözme zorunluluğu, İran limanlarındaki ablukayı kaldırmaya yönelik çatışmaların tırmanması, ABD içindeki popülaritesinin düşmesi, yaklaşan ara seçimler ve gerek ABD'de gerekse küresel ölçekte derinleşen ekonomik kriz.
ABD ve İsrail'in Savaş Hedeflerinden Umudunu Kesmesi ve Trump'ın Önündeki 2 Zor Seçenek
Yukarıdaki hususlara ek olarak, ABD ve İsrail'de, savaşın asıl başlatılma amacı olan "İran'daki nizamı değiştirme" hedefine ulaşılması konusundaki mutlak umutsuzluk giderek büyüyor. Bu durum sadece İran liderliğinin direnişi, dirayeti ve halkının bütünlüğünden değil, aynı zamanda İran'ın savaşı ve krizi yönetmede sergilediği siyasi ve askeri güç dengesinden kaynaklanıyor.
Tüm bu faktörler, ABD Başkanını, Netanyahu'nun hayal ettiği gibi savaşa geri dönmek yerine bir tür anlaşma arayışına girmeye zorladı. Bu aşamada Trump'ın geri adım atmaktan ve İran ile Lübnan'ı da kapsayacak düzeyde bir uzlaşı zemini aramaktan başka çaresi kalmamıştır.
Sonuç olarak Trump'ın önünde iki seçenek var: Ya Netanyahu'nun tasmasını çekecek ya da onunla birlikte kendisi için felaketle sonuçlanacak bir savaş bataklığına gömülecek. Görünen o ki Trump bu risklerin farkında ve bu yüzden daha önce başarısız olduğu böyle bir savaşa, en azından uzun bir süre daha dahil olmaktan kaçınmaya çalışıyor.