İran'la Savaş ve İsrail'de Sosyal Yanılsamanın Sonu
- İran haber
- 20 Nisan, 2026 - 20:04
Tesnim Haber Ajansı'nın uluslararası servisinin haberine göre, Ramazan Savaşı sırasında Siyonist rejim toplumunda meydana gelen en önemli gelişmelerden biri, 'yeterlilik ve güç yanılsamasından' kısmen çıkılmasıdır. Gerçekte, Siyonist toplum, ordunun ve güvenlik kurumlarının, özellikle de Mossad'ın gücüne ve tabii ki 7 Ekim 2023'ten sonra Ortadoğu'daki çeşitli savaşların gelişmeleri, Gazze Şeridi'ndeki bazı askeri başarılar, 2024 Lübnan Savaşı, Suriye'de Beşar Esad hükümetinin düşüşü ve ABD'yi Haziran 2025'te İran'la 12 günlük savaşa sürüklemesi sonucunda, İsrail rejiminin askeri yeteneklerine dayanarak Ortadoğu'da yapmak istediği tüm değişiklikleri gerçekleştirebileceği izlenimine şiddetle kapılmıştı.
Bu arada, bu rejimin Binyamin Netanyahu liderliğindeki kabinesi, önümüzdeki seçimlere yaklaşık 10 ay kala toplumsal hoşnutsuzluğun da farkında olarak, Donald Trump'ı İran'a karşı başka bir savaşa katılmaya ikna etmek için ciddi bir çabayı gündemine aldı. Bu şekilde ikinci savaş 28 Şubat 2026'da başladı ve ilk aşaması 7 Nisan 2026'ya (40 gün) kadar devam etti.
İsrail Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün, bu rejimin toplumunun İran'la ve tabii ki Lübnan'la savaşa dair algıları hakkında yaptığı dört ankete bir bakış, zaman geçtikçe Siyonist toplumun, bu rejimin hükümeti ve ordusunun İran karşısında ikinci savaşta ilan ettiği hedeflere ulaşılması konusunda son derece umutsuz ve hatta hayal kırıklığına uğradığı gerçeğini ortaya koymaktadır.
İlk anket 2 Mart 2026'da, dördüncü ve son anket ise 15 Nisan'da yayınlanmıştır. İlk günlerde, katılımcıların yüzde 69'u 'İran hükümetinin ciddi şekilde zarar göreceğine', yüzde 62,5'i 'İran'ın nükleer programının ciddi bir darbe alacağına' ve yüzde 73'ü de İran'ın balistik sisteminin önemli ölçüde tahrip edilmesinin mümkün olduğuna inanıyordu. Bu rakamlar, siyasi psikoloji açısından, İsrail toplumunun bu rejimin ordusunun kısa sürede ağır bir darbe indirme yeteneğine olan aşırı güveninin açık bir yansımasıydı.
Ancak şimdi, ateşkesin kabul edilmesinden sonra, aynı göstergeler önemli bir düşüş göstermiştir: Sadece yüzde 31'i İran hükümetinin 'ciddi şekilde' zarar gördüğüne inanmakta, sadece yüzde 30,5'i İran'ın nükleer programının ciddi şekilde zarar gördüğüne inanmaktadır. Ayrıca, son ankete katılanların sadece yüzde 42'si, İran'ın füze kapasitesinin İsrail ve ABD saldırılarından ciddi şekilde etkilendiğini belirtmiştir.
Bu nedenle, işgal altındaki topraklarda savaş yoluyla İran İslam Cumhuriyeti hükümetine ciddi zarar verilebileceğine inananların yüzde 65 oranında azaldığı söylenebilir. Ayrıca, savaşın İran'ın nükleer programını ciddi şekilde zedelediğine inanan Siyonistlerin oranı ilk ankete göre yaklaşık yüzde 51 azalmıştır. İran'ın füze programının ciddi şekilde zarar göreceğine inananların oranı ise bu süre zarfında yüzde 43 azalmıştır.
Dolayısıyla açıkça söylenebilir ki, işgal altındaki topraklarda İran'la savaşa dair toplumsal algı, 'bu rejimin askeri yeteneklerine ilişkin toplumsal yanılsamanın sonu' olarak adlandırılabilecek ciddi ve benzeri görülmemiş bir olumsuz dönüşüm geçirmiştir.
Bu tutum değişikliği diğer iç göstergelerde de açıkça görülmektedir. Mart ortasında yaklaşık yüzde 60 olan askeri kazanımlardan memnuniyet, şimdi yüzde 37'ye düşmüştür; siyasi kazanımlardan memnuniyet ise daha da düşüktür ve sadece yüzde 35'i bunu 'iyi' ve 'çok iyi' olarak değerlendirmektedir. Bu rakamları belirtmek sadece küçük bir anlaşmazlığın anlatımı değildir; aksine, toplumun savaştan beklentileri ile şu anda önünde gördüğü tablo arasındaki ciddi uçurumu göstermektedir.
Güvenlik duygusu konusunda da benzer bir düşüş eğilimi yaşanmıştır. Savaşın başında, yüzde 38'i İsrail'in iç güvenlik durumunu 'iyi' olarak değerlendirirken, şimdi bu oran yüzde 29'a düşmüş ve aynı zamanda durumu 'kötü' veya 'çok kötü' olarak değerlendirenlerin payı yüzde 27'den yüzde 35'e yükselmiştir.
Bu değişiklikler, ateşkesin İsrailliler arasında güvenlik duygusunu canlandırmayı başaramadığını göstermektedir.
Anketin en önemli sonuçlarından biri ateşkes konusuyla ilgilidir. Yüzde 61'i ateşkese karşıdır (yüzde 27'si 'tamamen karşı', yüzde 34'ü 'kısmen karşı') ve sadece yüzde 29'u desteklemektedir; bu anlamlı fark, savaşın devamına destekten ziyade, kamuoyu nezdinde hedeflerin tamamlanmamış olduğu duygusunun bir göstergesidir.
Nüfus kesimleri arasındaki uçurum da dikkat çekicidir: Siyonist Yahudilerin yüzde 70'i ateşkese karşı çıkarken, işgal altındaki topraklardaki Araplar arasında yüzde 66'sı ateşkesi desteklemektedir. İktidar koalisyonu ile muhalefet arasındaki fark da açıktır: Koalisyon seçmenlerinin yüzde 71'i ve muhalefet seçmenlerinin yüzde 59'u ateşkese karşıdır. Gerçekte bu durum, ateşkes karşıtlarının Netanyahu yanlısı sağcı Siyonistler arasında onun karşıtlarından daha fazla olduğunu göstermektedir.
Siyonistlerin Önünde Hizbullah Adında Bir Zorluk
Öte yandan, yeni ankette Lübnan meselesi ana endişe konusu haline gelmiştir. Kuzey cephesinin durumundan endişe duyanların oranı Şubat ayında yüzde 51 iken, Nisan ayında yüzde 84'e ulaşmıştır; bu artış, anket literatüründe 'ani bir güvenlik endişesi sıçraması' olarak kabul edilmektedir.
Gerçekte, İsrail ordusunun kuzey cephesindeki performansı ve Tel Aviv'in hiç beklemediği ateşkes, toplumun bundan İran'la ateşkesten çok daha fazla memnuniyetsiz olmasına neden olmuştur.
3
Bu yüksek endişeye rağmen, sadece yüzde 29'u Lübnan'daki operasyonların 'uzun vadeli sükunet' yaratabileceğine inanırken, yüzde 62'si bu ihtimali çok düşük görmektedir. Buna rağmen, yüzde 69'u, İran'la savaş3 durmuş olsa bile, Hizbullah'a karşı operasyonların devam etmesi gerektiğini söylemektedir.
Güvenilirlik alanında, anketin tüm dalgalarında tutarlı bir model görülmektedir: Güvenlik kurumları en yüksek güvenilirlik düzeyine sahipken, siyasi kurumlar en düşük düzeydedir. Yüzde 78'i orduya, yüzde 82'si hava kuvvetlerine ve yüzde 68'i genelkurmay başkanına güvenmektedir. Buna karşılık, sadece yüzde 30'u kabineye ve yüzde 32'si başbakan3 Netanyahu'ya güvenmektedir. Güvenilirlik ile siyasi itibar arasındaki uçurum, belki de bu anketin en önemli gizli mesajıdır.
Stratejik bağımsızlık konusunda da Siyonist toplumun çoğunluğu bir kısıtlama hissetmektedir. Yüzde 57,5'i işgalci rejimin ABD'den bağımsız olarak güvenlik kararı alma konusunda 'çok az' veya 'hiç' yetenekli olmadığına inanmaktadır; sadece yüzde 35'i bu rejimin stratejik bağımsızlığını olası görmektedir.
Genel olarak, İsrail Güvenlik3 Araştırmaları Enstitüsü'nün dördüncü anket dalgasının verileri, Siyonist toplumun ateşkesten sonra, savaşın başlangıcındaki beklentilerden çok uzak olan savaş sonuçlarının bir tablosuyla3 karşı karşıya kaldığını göstermektedir.
Başlangıçta 'hızlı ve belirleyici darbe' olarak düşünülen şey, şimdi 'başarısızlık, tereddüt ve endişe duygusuna' dönüşmüştür. İsrail kamuoyu bir dizi acı gerçekle karşı karşıyadır: azalan güvenlik duygusu, aşınan siyasi güven, Lübnan'dan artan endişe ve İran'la savaşın yeniden başlayacağına dair öngörü. Bu veriler bütünü, Siyonist rejimin beklentilerini yeniden tanımlama ve kamu güvenini yeniden inşa etme konusunda hassas bir aşamada olduğunu göstermektedir.