Lübnan Hükümeti ile İsrail Arasındaki Müzakerelerin Güvenlik Perde Arkasına Dair Bir Analiz
- Batı Asya haber
- 13 Nisan, 2026 - 23:06
Tenim Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, Lübnan güvenlik meseleleri araştırmacısı Kasım el-Mikdad, Lübnan hükümeti ile Siyonist rejim arasındaki olası müzakerelerin perde arkasına ilişkin çarpıcı bir analiz paylaştı.
Bazı kaynaklar, yarın Lübnan hükümeti ile Siyonist rejim arasında müzakerelerin yapılacağını belirtiyor. Bu müzakerelerin perde arkası ve etrafındaki meselelerle ilgili olarak, Lübnan güvenlik meseleleri araştırmacısı Kasım el-Mikdad, Tesnim'e tam metni aşağıda yer alan bir makale ulaştırdı:
Olayın seyri şu an tamamen şeffaflaşmıştır, tıpkı daha önce olduğu gibi; ancak herkes yumuşak bir diplomatik dil kullanarak bundan kaçınmaya, üstünü örtmeye ve gizlemeye çalışıyordu. İşin aslı şu ki, bugün Lübnan ile Siyonist rejim arasındaki geleneksel sınır anlaşmazlıklarını aşan ve çıkış noktası Lübnan olmak üzere tüm "Arap Meşrıkı"nda (Arap dünyasının doğusu) mezhepsel ve jeopolitik nüfuz haritasının yeniden çizilmesi aşamasına geçen kader belirleyici bir dönemin eşiğinde duruyoruz. Şu an hazırlanmakta olan şey, sadece sınırların çizilmesi müzakereleri veya kırılgan bir ateşkesin pekiştirilmesi olarak görülemez; aksine, [direnişin] mevcut zayıflık anını bölgenin demografik ve askeri yapısını değiştirmek için tarihi bir fırsat olarak gören ve Amerika tarafından desteklenen "Hıristiyan Siyonist Sağ" doktrininin fiilen uygulanmasıdır.
Birinci: Yaklaşan Görüşmenin Şifrelerini Çözmek – İstişare Toplantısından [Lübnan ile İsrail Arasındaki] Doğrudan Müzakere Yoluna
Mevcut verilere göre Salı günü (yarın) ABD Dışişleri Bakanlığı'nda, Lübnan'ın ABD Büyükelçisi "Nada Hamid" ile İsrail'in bu ülkedeki büyükelçisi arasında bir görüşme gerçekleştirilecek. Bu görüşmeye sadece protokol icabı bir olay olarak bakılmamalıdır; bilakis bu, Washington çevrelerinde pişirilen bölgesel mutabakatlar paketinin bir parçasıdır.
Lübnan büyükelçisi ile İsrail büyükelçisi arasındaki bu görüşme, doğrudan müzakerelere hazırlık niteliğindeki ön toplantılar arasında yer almaktadır. Bu durum, diplomatik temsil düzeyinin Nakura'daki subaylardan Washington'daki büyükelçilere yükseltilmesinin, bu sürecin meşruiyetinin zımni bir siyasi kabulü olduğu ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın 7. Bölümü veya bunun tehdidi kisvesi altında "zorunlu siyasi normalleşmeye" doğru bir sıçrama ve hareket anlamına geldiği şeklinde yorumlanmalıdır.
Buradaki en tehlikeli gösterge, bu süreci ilerletmek ve yönetmek için öne sürülen isimlerdir: Lübnan tarafında "Simon Karam" ve İsrail tarafında "Ron Dermer", iki tarafın baş müzakerecileri olacaklar. Ron Dermer sadece eski bir büyükelçi değil; o, Trump dönemindeki "maksimum baskı" stratejisinin mimarıdır ve Tel Aviv'i yapısal olarak Beyaz Saray'a bağlayan adamdır. Simon Karam'ın seçilmesi ise, Lübnan'ın kara sınırlarını savunmasız bırakmak pahasına da olsa şu anki anı "direnişin kolunu kanadını kırmak" için bir fırsat olarak gören Lübnanlı siyasi sınıfın eğilimleri hakkında ipuçları taşımaktadır.
İkinci: Stratejik Hedef – Zorunlu Silahsızlandırmayı Meşrulaştırmak
İsrail ile Lübnan arasındaki doğrudan müzakereler yakında başlayacak ve Hizbullah'ın zorla silahsızlandırılması, İsrail'in ve "Ebu Muhammed el-Cevlani"nin (Suriye Geçici Hükümeti Başkanı) askeri müdahalesini meşrulaştırmak için bir bahaneye dönüşecektir; Lübnan'daki "Hıristiyan Siyonist Sağın" tarihi tam da budur.
Bu durumu analiz ederken basit düşünmek ve yüzeysel geçmek anlamsızdır. Gündem ve müzakere belgesi sadece geriye kalan 13 sınır noktasıyla ilgili değildir. Yeni süreç, Amerikan görüşü ve düzenlemesine dayalı "1701 sayılı kararın zorla uygulanması" ilkesine dayanmaktadır.
Bu versiyon, (lojistik açıdan yetersiz olan) Lübnan ordusunun Hizbullah'ı Litani'nin güneyinde silahsızlandıramaması halinde, İsrail öncülüğünde ve "Yeni Suriye" içindeki grupların desteğiyle "Çok Uluslu Güçlerin" müdahalesi veya "sınırlı askeri operasyonlar" için gerekli kılıfın sağlanmasını zımnen belirtmektedir.
(Suriye Geçici) Hükümeti Dışişleri Bakanı Esad el-Şibani'nin "Lübnan hükümetini Hizbullah'ı silahsızlandırma yönündeki duruşunda desteklemek istiyoruz ve bu zor dönemde Lübnan'a tam siyasi destek sağlamaya hazırız" şeklindeki sözleri bu iddianın kesin bir kanıtıdır. Bu, Körfez ülkelerinin tam desteği, İsrail-IŞİD uygulaması ve Lübnanlı paralı askerlerle hazırlanan büyük bir komplonun açık bir göstergesi ve işaretidir. Bu aslında 1982'deki "İsrail-Ketaib-Haddad" koalisyonunun (Siyonist rejim, eski Lübnan Falanjistleri olan Ketaib partisi ve İsraillilerle işbirliği yapan eski Lübnan ordusu subayı Saad Haddad arasındaki üçlü koalisyon) yeniden dönüştürülmesi veya inşa edilmesidir, ancak bu kez "Suriye Geçiş Hükümeti" adı altında ve Körfez ülkelerinin benzeri görülmemiş istihbarat desteğiyle yapılmaktadır.
Üçüncü: Askeri Tatbikatlar – Kara Fırtınası Öncesi Sessizlik
Çatışmanın bir "kara savaşına" dönüşeceğine dair daha önce öne sürdüğümüz tüm kanıtlar gün geçtikçe doğrulanıyor. Şahsen eminim ki Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan'dan Kazakistan'a ve İsrail'e kadar uzanan paralı askerleri ve vekilleri aracılığıyla Şiilerle bir kara savaşına hazırlanıyor. Bu savaş birkaç ekseni kapsayacak. Acı gerçek şu ki, Lübnan Şiileri düşerse, tüm bölgedeki Şiiler zincirleme olarak düşecektir.
Askeri gözlemciler, Amerikan güçlerinin ve teçhizatının sevkiyatının ateşkes ilan edildiğinden beri bir an bile durmadığının farkındalar. Ayrıca bölgedeki birçok ülke arasındaki kara sınırlarının keşfi ve son derece şeffaf bir siyasi sürecin yanı sıra, hepsi geniş çaplı kara cephelerine hazırlık amacını taşıyor. Burada küçük sınır çatışmalarından bahsetmiyoruz; (yardım yollarını kesmek amacıyla) "Suriye Çölü"nden başlayıp "Lübnan'ın Bekaa bölgesine" (ülkenin doğusu) kadar uzanan ve nihayetinde Tahran'ın jeopolitik caydırıcılık gücünü felç etmek için "Hürmüz Boğazı"nda deniz geriliminin tırmanmasıyla sonuçlanacak eşzamanlı bir operasyonel eksenden bahsediyoruz. Reuters'in raporu tam da bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Bu haber ajansı NATO Genel Sekreteri'ne dayanarak şunları duyurdu: "Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir görevde rol oynamaya hazırdır." Bu açıklamalar sadece geçici bir tehdit değil, operasyon odaları arasındaki bağlantının ilanıdır: İran'ın denizde NATO tarafından boğulması, Hizbullah'ın karada İsrail ve Yeni Suriye tarafından boğulmasıyla eşdeğerdir.
Dördüncü: Müzakere Paradoksu – Bir Baskı Aracı Olarak Katliam
Önümüzdeki altı ayın saha durumunu değerlendirirken, Siyonistlerin Amerikan destekli eylem mekanizması dikkate alınmalı ve izlenmelidir. Tarih, İsrail'in en büyük cinayetlerini ve katliamlarını tam da müzakereler sırasında işlediğini göstermiştir. Philip Habib, James Baker ve diğer Amerikalı diplomatların anılarını okuyan herkes bu şablonun çok iyi farkındadır. Diplomasinin seyriyle eş zamanlı olarak askeri saldırıları tırmandırmanın amacı, direnişi "barışçıl çözümü sabote etmek" olarak gösterilebilecek bir tepki vermeye itmektir. Böylece Washington ve Tel Aviv "düşmanın iradesini kırmak" için gerekli meşruiyeti elde etmiş olacaklar. "Çerçeve anlaşmasının" (sonraki adımların çerçevesi üzerinde anlaşma) duyurulmasından nihai imzaya kadar geçen süre en kanlı dönem olacak ve kara harekatı için alan yaratmak amacıyla direnişin halk tabanını yerinden etmeye yönelik saldırılar sivil altyapıya odaklanacaktır.
Sonuç: "Büyük Komplo" Karşısında En Düşük Maliyetli Yol
Boyutları artık gün gibi aşikar olan bu senaryo karşısında, artık tereddüt etmeye veya zayıf uluslararası diplomatik baskılara bel bağlamaya yer yoktur.
Ortak "Amerika-İsrail-Körfez Arap ülkeleri" projesi, Suriye'deki vekilleri aracılığıyla Akdeniz'den Orta Asya'ya kadar etkili bir siyasi güç olarak Şii topluluğunun varlığını hedef almıştır.
Mevcut durumda en düşük maliyetli yol şunlarda yatmaktadır:
Müzakere sürecinin doğasını ifşa etmek: "Nevaf Selam"ın tutumu ve onunla yapılan görüşmede Şehit Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Sayın Ali Larijani ile [Dışişleri Bakanı] Abbas Erakçi'nin yönelttiği tehditlerle ilgili bilgilerin sızdırılması yoluyla; zira onun El-Cevlani'yi Hizbullah'a karşı yardıma çağıracağı yönünde bilgiler bulunuyor.
Kara operasyonları sahnesini bozmak: İsrail'in kuzeydeki yerleşim yerlerinin güvenliğini
sağlayamaması ve sonuç olarak Netanyahu hükümetinin "müzakere için güvenli bir ortam" olduğunu iddia edememesi için; hesaplanmış bir "savunma-saldırı" ritmiyle Güney Lübnan cephesini alevler içinde tutmak.
Bölgesel caydırıcılık yaratmak: Amerika'nın bölgedeki güçlerini yıpratmak ve Hürmüz Boğazı'ndaki bir maceranın NATO için bir deniz gezintisi olmayacağı, aksine küresel denizciliğe ve seyrüsefere karşı dumanı tüm Körfez başkentlerinin gözüne girecek bir savaş ilanı anlamına geldiği mesajını göndermek amacıyla, "sahaların birliği ve bütünlüğü" stratejisi altında Irak ve Yemen'deki destekleyici cepheleri birleştirmek.
Bugün yaşananlar birkaç kilometrelik sınır anlaşmazlığı değil, "varoluşsal bir savaştır". Lübnan Şiileri bu savaşın ön cephesidir.