Ateşkes Savaşın Sonu Değildir; Anlatı Savaşı Daha da Genişliyor
- İran haber
- 09 Nisan, 2026 - 23:43
Tesnim Haber Ajansı Siyasi Servisi'nin bildirdiğine göre, Sosyal Bilimler, İletişim ve Medya Fakültesi Dekanı Ekber Nasrullahi, yeni savaşlarda medyanın belirleyici rolüne işaret ederek şunları söyledi: "Medya sadece bir bilgilendirme aracı değil, aynı zamanda 'bilişsel savaş' ve 'algı yönetiminin' ana aktörleridir."
Batı medyasının performansını analiz eden Nasrullahi sözlerine şöyle devam etti: "Son savaşta Batı medyası fiilen düşmanın ana karargahı ve operasyon odası olarak hareket etti. 'İlk algısal şok', 'hedefli seçicilik ve sansür' ile 'anlatının sahadaki gerçekliğe kademeli olarak uyarlanması' şeklindeki üç stratejiyi uygulayarak, istedikleri imajı kamuoyuna dayatmak için başarısız bir girişimde bulundular."
Nasrullahi sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı zamanda İran International gibi Farsça yayın yapan bazı sözde medya organları da nefret üreterek, dış müdahaleyi teşvik ederek ve hatta ülkenin altyapısı ile hassas mekanları hakkında bilgi vererek, İran'a saldıranların yanında her zamankinden daha fazla boy göstermişlerdir."
İç medyanın performansını değerlendiren Nasrullahi şunları kaydetti: "Yerel medya geçmişe kıyasla daha aktif ve sinerjik hareket edip ulusal uyumun güçlendirilmesinde önemli bir rol oynamasına rağmen; duyguların analize galip gelmesi, haber takibinde heyecana kapılma ve özellikle gençler arasında kamu güvenini yeniden inşa etmedeki zayıflık gibi zorluklarla hala karşı karşıyadır."
Savaş koşullarındaki bazı medya yaklaşımlarını eleştiren Sosyal Bilimler, İletişim ve Medya Fakültesi Dekanı şunları söyledi: "Yetkililerin savaş koşullarındaki varlığının ve düşmanın suikast tehdidinin güvenlik mülahazaları dikkate alınmaksızın heyecanlı ve bazen amatörce haberleştirilmesi, tehlikeli sonuçlar doğurabilir ve hatta toplumsal bir şok yaratarak düşman için umut verici bir duruma yol açabilir."
Ateşkes sonrası süreçte toplumun psikolojik durumunu da anlatan Nasrullahi, "Toplum şu anda şok, endişe, belirsizlik ve öfke karışımı bir durumla karşı karşıya; eğer bu durum doğru yönetilmezse kamu güveninin aşınmasına yol açabilir." dedi.
Nasrullahi şunları vurguladı: "Bu koşullarda hızlı, şeffaf, dürüst ve ikna edici bir iletişim müdahalesi şarttır ve medya aynı anda hem gerçekleri açıklamalı hem de toplumun duygularını yönetmelidir."
Ateşkesin çatışmanın sonu anlamına gelmediğini belirten Sosyal Bilimler, İletişim ve Medya Fakültesi Dekanı, "Tecrübeler, karşı tarafın taahhütlerine uymadığını ve ateşkesi hedeflerine ulaşmak için bir başka strateji olarak kullandığını göstermiştir; bu nedenle toplum 'sahte bir bitiş hissine' sürüklenmemelidir." ifadelerini kullandı.
Nasrullahi ekledi: "Halk, yetkililere güvenip onların kararlarını desteklerken aynı zamanda ateşkese bel bağlamamalı, düşmanlara ve onların vaatlerine güvenmemelidir; zira bu taahhütlerin geçersizliği onların kökleşmiş davranışlarının bir parçasıdır."
'Haber Takibi Rehberi' kitabının yazarı, medyanın "İran'ın zaferi ve düşmanın başarısızlığı anlatısının" nasıl açıklanacağı konusundaki rolüne değinerek şunları ekledi: "'İran'ın zaferi ve düşmanın başarısızlığı anlatısı', 'Hedef-Performans-Sonuç' modeline dayanmalıdır ve düşmanın ilan ettiği hedefler ile sahadaki gerçek sonuçlar arasındaki uçurum, kamuoyuna belgelere dayalı ve ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır."
Nasrullahi, "Hedefler düzeyinde, Amerika ve Siyonist rejim; İslam Cumhuriyeti'ni değiştirmek, İran'ı parçalamak, savunma gücünü yok etmek, ilerlemeyi engellemek, zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarmak, Hürmüz Boğazı'na hakim olmak, Hark Adası'nı işgal etmek ve hatta İran medeniyetini yok edip İran'ı taş devrine döndürmek gibi hedeflerle açıkça ve defalarca sahaya indiler.
Ancak sonuç düzeyinde biz gördük ve dünya da gördü ki; Amerika ve Siyonist rejimin tüm imkanları ve askeri üsleri kullanmasına, bölgesel ve uluslararası müttefiklerinin katılım ve eşliğine rağmen İran'ın iç uyumu korunmuş ve güçlenmiştir, ülkenin caydırıcılık gücü devam etmiştir ve Başkomutan'ın, Genelkurmay Başkanı'nın, Devrim Muhafızları komutanlarının ile devletin ve ordunun diğer üst düzey yetkililerinin eşzamanlı suikastına rağmen temel hedeflerine ulaşılamamıştır; ve nihayetinde şimdilik ateşkesi ve müzakereyi kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, zafer anlatısı belgelenmiş, karşılaştırmalı, sürekli ve ikna edici bir anlatı şeklinde 'hedefler ve sonuçlar arasındaki uçuruma' odaklanmalıdır" diye ekledi.
Nasrullahi, "İç medya, ateşkes sonrası dönemde başarılı olmak için heyecan odaklılıktan analiz odaklılığa geçmeli, uzman otoritesini güçlendirmeli ve belgesel, gerçekçi ve ikna edici anlatılar üreterek aynı anda hem umudu, uyanıklığı ve ulusal uyumu pekiştirmelidir" diye hatırlattı.
Dr. Ekber Nasrullahi röportajın bir başka bölümünde, üçüncü dayatılan savaşta üniversitelerin ve elitlerin hedef alınmasının nedenlerini açıklayarak şunları söyledi: "Üniversiteler 'ulusal güç üretiminin' ön saflarında yer almaktadır; işte bu yüzden, hem düşman saldırılarının hedefi olarak hem de bilgi ve anlatı üretiminin bir aktörü olarak rol oynamışlardır ve oynamaktadırlar."
Sözlerine şöyle devam etti: "Bilim merkezlerine ve üniversitelere saldırmak sadece fiziksel veya güvenlik odaklı bir eylem değil, aynı zamanda ülkelerin 'bilgi sermayesini' ve 'yumuşak gücünü' zayıflatmaya yönelik düşmanın makro stratejisidir; zira üniversiteler bilim, teknoloji ve söylem üretiminin motorudur ve ulusal gücün şekillenmesinde belirleyici bir role sahiptir."
Bilim ve üniversite merkezlerine yönelik saldırının düşmanın baskı ve çaresizliğinin bir işareti olduğunu belirten Nasrullahi, "İran'ın son yıllardaki bilimsel ilerlemeleri, bilgi üretim tekelini kırmış, İran'ın caydırıcı gücünü artırmış ve diğer ülkeler için ilham verici bir model haline gelmiştir; dolayısıyla üniversitelere saldırmak bu başarılara karşı verilmiş sinirsel bir tepkidir, bir güç göstergesi değildir" diye ekledi.
İslami Azad Üniversitesi Medya Yönetimi Profesörü, ateşkes sonrası dönemde üniversitelerin rolü hakkında şunları kaydetti: "Ateşkesin kalıcı olduğu varsayılsa bile üniversitelerin asıl işi yeni başlıyor ve bu kurumlar ulusal yeniden inşa ve yeniden düşünme sürecinin merkezi haline gelmelidir; altyapının yeniden inşası ve dayanıklılığın artırılmasından tutun da olayların bilimsel analizine, deneyimlerin belgelenmesine ve çeşitli alanlarda uygulamalı bilgi üretimine kadar."
Sosyal Bilimler, İletişim ve Medya Fakültesi Dekanı, İslami Azad Üniversitesi'nin Üçüncü Dayatılan Savaş ile ilgili bilimsel ve sorumlu anlatı oluşturma faaliyetlerine atıfta bulunarak şunları söyledi: "İslami Azad Üniversitesi, Sayın Rektör'ün direktiflerine ve vurgularına dayanarak, 'Üçüncü Dayatılan Savaş' ile ilgili gelişmeler ve meseleler karşısında aktif ve çok katmanlı bir yaklaşımı gündemine almıştır. Bu yaklaşım, hem sosyal alanlarda, halkın, devletin ve diğer egemenlik kurumlarının yanında etkili ve sorumlu bir varlık göstermeyi gözetmekte hem de bu olgunun boyutlarının tam olarak anlaşılması için tutarlı bir bilimsel ve araştırma akışının düzenlenmesine dayanmaktadır."
Bu eylemlerin amacının bu alanda bilgi üretmek ve teoriler geliştirmek, gelişmeleri kaydetmek ve belgelemek, kamu bilincini artırmak ve gerçekleri ulusal ve uluslararası düzeyde kamuoyuna açıklamak olduğunu belirten Nasrullahi, "İslami Azad Üniversitesi'nin farklı rektör yardımcılıkları ve birimleri, bu savaşın siyasi, sosyal, medya ve kültürel alanlardaki çeşitli boyutlarını incelemek, analiz etmek ve açıklamak için geniş çaplı bir planlama başlattı" ifadelerini kullandı.