Zarif’i Eleştirmeyin!
- İran haber
- 07 Nisan, 2026 - 23:21
Uluslararası İlişkiler Uzmanı ve Üniversite Öğretim Üyesi Dr. Ruhü'l-Emin Saidi, Tesnim Haber Ajansı için kaleme aldığı özel makalesinde şunları yazdı: Zarif’i eleştirmeyin, onun sözlerine ve analizlerine öfkelenmeyin. O böyledir ve hiçbir değişim veya dönüşüm geçirmeden sonuna kadar da böyle kalacaktır. Ben siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanındaki yılların verdiği akademik birikim gereği, onunla ve onun gibilerle yakından teşrikimesaide bulundum ve onları avucumun içi gibi bilirim. Aslında Zarif gibiler gençlik yıllarından itibaren böyle olmak üzere yetiştirilmişlerdir. Elbette onların -Allah korusun- yabancıların istihbarat ve güvenlik kurumlarıyla gizli bir bağlantısı olduğunu düşünecek kadar saf değiliz. Batı üniversitelerinin o ağır sorumluluğu layıkıyla yerine getirdiğini göz önüne alırsak, böylesi gizli bağlantılara kesinlikle hiç gerek olmadığına güçlü bir şekilde inanıyorum. Madeleine Albright’ın, "Biz Georgetown Üniversitesi’nde dünya ülkelerinin liderlerini yetiştiriyoruz" demesi boşuna değildi. Bu yüzden, Batı’nın en büyük üniversitelerinin Doğu’nun elitleri için nedensiz yere kırmızı halı serdiğini ve onlara sırf insanlığın bilgi dağarcığını genişletmek için siyaset bilimi, ekonomi, sosyoloji ve işletme öğrettiğini asla düşünmeyin; aksine, onlar "Fulbright Bursu" gibi programlar aracılığıyla akıllıca bir tohum ekiyorlar ki, başka bir zaman katbekat ürün alsınlar.
Zarif, Amerika Birleşik Devletleri üniversitelerinde geçirdiği uzun eğitim yılları ile -asla nötr ve tarafsız olmayan, aksine tamamen yönlendirici ve siyasi bir bilimi teşvik eden- uluslararası ilişkiler biliminin ana akım teorileri ve hocalarından aldığı dersler sonucunda, belki de farkında olmadan dünyaya Anglo-Sakson beyaz adamın penceresinden bakmayı ve bizim dünyamızın düzeninin Batı ile etkileşime bağlı olduğunu öğrenmiştir. Bu perspektiften bakıldığında, küresel siyaset süper güç (ABD) merkezlidir ve Amerika hakikaten de bir tek bombayla tüm savunma sistemimizi etkisiz hale getirebilecek bir hegemonyadır.
Zarif gibi elitlerin inanç sistemi, Avrupa ve Kuzey Amerika üniversitelerinin sınıflarında, Batı’ya aşırı bir iyimserlik ve güvenle şekillenmiş ve katılaşmıştır. O halde John Kerry’nin imzasını bir güvence olarak görüyorlarsa ve Amerika ile anlaşmanın aslını, bu anlaşmanın nasıllığından ve niceliğinden üstün tutuyorlarsa, bu onların elinde olan bir şey değildir.
Onlara göre; neleri verip neleri aldığımızın dengeli olmamasına, anlaşma metninde ‘askıya alma’ kelimesinin geçmesine, Batılı tarafın taahhütleri için net bir icra garantisi bulunmamasına veya müzakerelerin son gününde Francesco (adlı biri) tarafından anlaşmaya 'tetik mekanizması'nın (Snapback) eklenmiş olmasına bakılmaksızın, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kendi başına parlayan bir güneştir.
Zarif ve meslektaşlarının Batı ile yapılan anlaşmadan öylesine sarhoş olduklarını unutmuyoruz ki; KOEP’in mürekkebi henüz kurumadan Bijen Zengene, Çinlilerle yapılan tüm petrol anlaşmalarını iptal etmiş ve eleştirmenlerine cevaben "Biz kaynağa bağlandık" demişti!! Zarif, Amerika’nın sözünden dönebileceği ve bu kaynaktan ulusal çıkarlarımız havuzuna hiçbir suyun akmayabileceği ihtimalini aklının ucundan bile geçirmek istemiyordu. O, gençliğinde edindiği bilgilerin etkisiyle uluslararası kurallara ve kurumlara öylesine bir iyimserlikle yaklaşıyordu ki, Amerika başkanının KOEP’i ihlal etmesini bunların engelleyeceğine veya eğer sözünden dönerse uluslararası toplumun ona eşlik etmeyeceğine inanıyordu. Bu nedenle, Senatör Tom Cotton Amerika'nın bir sonraki başkanının bir kalem darbesiyle (imzayla) yaptırımları geri getirebileceğini iddia ettiğinde, Zarif bazı Amerikalılara atıfta bulunarak ona Harvard Üniversitesi’nden parasını geri istemesi gerektiğini, zira hukuku ona iyi öğretmediklerini söylüyordu.
Ancak Trump göreve gelip de Senatör Cotton’un dediği gibi o tek kalem darbesiyle KOEP’ten çıktığında, Cotton’un Harvard’da iyi okuduğu ve üniversitenin öğrenim ücretini iade etmesine gerek olmadığı anlaşıldı.
Elbette Zarif ve onun gibi düşünenlerin, Amerika’nın sözünden dönmesinin ve KOEP’in başarısızlığa uğramasının tüm örneklerini gördükten sonra bile katılaşmış inanç sistemlerini gözden geçirmeleri beklenmiyordu. Onların zihinleri, dış dünyadan gelen bilgileri Batılı teorilerden ödünç aldıkları o özel dünya görüşüne göre eleyen filtrelere sahiptir. Dolayısıyla, Batı’ya defalarca güvenip hüsrana uğramaları onların olumlu ve romantik dünya görüşlerini değiştirmez, aksine tuhaf saptırmalarla başarısızlıkları örtbas etmek için bir kaçış yolu bulmaya çalışırlar. Örneğin; Batılı uluslararası ilişkiler kitaplarında bile izine rastlanmayan sahte bir 'Meydan-Müzakere' ikilemi (zıtlığı) kurgulayarak suçu Hacı Kasım Süleymani’ye ve İran İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik politikalarına atabilirler. Veya bir defasında bir röportaj esnasında konuşurken, KOEP’in kazanımlarından neden faydalanamadığımız sorusuna açıkça şöyle demişti: "Amerikan dolarının güçlü olması benim suçum mu?" Hele ki, George Orwell’in Hayvan Çiftliği kitabını iyi okuduğumuzdan habersizmişçesine, müzakereler için çizilen hedefleri kamuoyu için sürekli değiştirip manipüle etmek ve yaptırımların bir kerede kaldırılmasından, savaş gölgesinin kaldırılması (noktasına) gelmek pekala mümkündür.
Dr. Zarif ve avanesi, takındıkları halkçı tavrın aksine, zihinlerinin arka planında dış politikanın halka inmesinden ve sokaklaşmasından (halkın diline düşmesinden) hiç hoşlanmazlar. Hatırlıyorum da, o, İran toplumunun özelliklerinden biri olarak halkın dış politikaya çok fazla müdahil olmasını görüyordu; oysa bunlar dış politikayı tamamen elitist bir iş olarak görürler. Bu iş, diplomatik yakalı, kirli veya profesör sakallı takım elbiselilerin tekelinde olan bir şeydir; onların deyimiyle İngilizce bilirler, dünyanın dilinden anlarlar, uçağa binmişlerdir ve müzakere edip taviz koparmada deneyimlidirler. Bu yüzden, halkın müzakerelerin ayrıntılarına karışmasından veya KOEP’in İngilizce metnini okuyup eleştiri yöneltmesinden pek hoşlanmazlar; eğer eleştirirlerse, eski cumhurbaşkanının deyimiyle 'yaptırım fırsatçısı', 'kimliksiz' (soysoz) ve daha bin türlü şey olurlar ve onlara iyi bir ders verilmelidir. Ne de olsa hazretlerin mantığı "kâfirlere karşı merhametli, kendi aralarında şiddetli" (Ruhamau Ale’l-Kuffar Eşiddau Beynehum) şeklindedir.
Geçelim! Her halükarda tüm iddialarına rağmen, dünyanın çağdaş tarihindeki gelişmeler ve en sonuncusu on iki günlük savaş, Venezuela olayı ve son savaş, şehit önderimizin bu hayalperest yerli aydınlardan çok önce uluslararası sistemin gerçekçi mantığını anladığını gösteren bir laboratuvardı: Anarşi durumunda, ister istemez gücün hakkı getirdiği ve uluslararası hukukun, müzakerelerin, anlaşmaların ve sözlerin çöl kumlarına çizilmiş resimler gibi olduğu bu dünyada rahat etmek istiyorsan gidip güçlü olmalısın.
İhlaslı ve gayretli askerlerine sürekli füze sanayisinin önemini tavsiye eden Liderimizin dirayeti, keskin görüşlülüğü ve öngörüsü olmasaydı ve Tahranimugaddem’lerin, Hacızade’lerin, Bakıri’lerin ve Musevi’lerin fedakarlıkları olmasaydı, bugün İran’ın ve İranlının başına neler getirecekleri ve bu kutsal toprakları nasıl yağmalayacakları çok açıktır.
Dolayısıyla, eğer Zarif, düşmanın bize acımasızca dayattığı ve elinin Liderimizin, komutanların ve binlerce masum İranlının kanına bulandığı bir savaşın ortasında hala harbi kafir ile kapsamlı bir barıştan ve boğazın açılmasından bahsediyorsa şaşırmamak gerek. Onun zihinsel yazılımı, dünyadaki hesaplamaları analiz etmek ve değerlendirmek için yıllar önce bu şekilde programlanmıştır ve kaçınılmaz olarak başka türlü hareket edemez.
Tabii ki, ülkenin kaynaklarını ve zamanını boşa harcayarak müzakere masasında ve dünyadaki zorbalara yersiz ve hayalperestçe güvenerek uzun yıllar boyunca elde edemedikleri şeyin şimdi bir ay içinde başarıldığını ve uluslararası meselelerdeki birçok tanınmış uzmanın itirafıyla yeni bir İran'ın güç denklemlerine adım attığını görmenin onlara çok ağır geldiğini tahmin ediyorum. Dolayısıyla bu kişilerin mantığının geçersizliği pratikte gösterilmelidir ve bu, Allah'ın izniyle gerçekleşecek olan şeydir. Bu savaşın İslam savaşçılarının zaferiyle sona ermesi, inşallah yeni İran'ın dış politikasındaki romantik liberal yaklaşımın da sonunu getirecektir.