ABD'nin Stratejik MQ-9 Reaper İnsansız Hava Araçlarının Dörtte Biri İmha Edildi

Tesnim Haber Ajansı- Şu ana kadar hedef alınan insansız hava araçları, ağırlıklı olarak karşı tarafın en önemli ve en gelişmiş insansız sistemleri arasında yer aldı; bunlar arasında Siyonist rejime ait Hermes 900 ve Eitan ile ABD'ye ait MQ-9 Reaper ve RQ-21 gibi insansız hava araçları bulunuyor. Bunlara ek olarak, daha önce Fars Körfezi'nde de hedef alınan keşif ve tarama görevli bazı daha yeni nesil insansız hava araçlarının da hedefler arasında olduğu görülüyor.

Bu tür insansız hava araçları ağırlıklı olarak keşif, istihbarat toplama ve operasyonel ortamın izlenmesi görevlerini üstleniyor. Özellikle güney bölgelerinde, bu insansız hava araçlarının kullanımı; kıyı şeritlerinin, adaların izlenmesi ve olası operasyonel senaryolara –deniz harekâtları veya sınırlı kara senaryoları dâhil– hazırlık kapsamında değerlendirilebilir.

Bu araçlar arasında MQ-9 Reaper özel bir öneme sahip; modern operasyonlarda kilit rol oynayan ABD'nin en temel taarruzi-keşif insansız hava araçlarından biri. Raporlar, yalnızca bir vakada, Şiraz semalarında iki adet bu tür insansız hava aracının hedef alındığını gösteriyor. ABD, toplamda yaklaşık 200 ila 220 adet bu tür insansız hava aracına sahip. 2017 ve 2018 yıllarından itibaren, Yemenli güçlerin hava savunmasının daha aktif hale gelmesiyle, yaklaşık 30 adet bu tür insansız hava aracı Yemenliler tarafından düşürüldü.

Bu dönemdeki hava savunma performansını da dikkate aldığımızda –bu türden yaklaşık 18 insansız hava aracının hedef alınması ve Irak'ta düşürülen birkaç örnek de eklendiğinde– bölgedeki bu insansız hava araçları envanterinin yaklaşık dörtte birinin imha edildiği söylenebilir. Bu rakam, askeri açıdan son derece dikkate değerdir.

Ekonomik açıdan da her bir MQ-9 yaklaşık 30 milyon dolar değerindedir; dolayısıyla bu düzeydeki kayıp, ciddi bir mali yük getirmektedir. Ancak konunun önemi yalnızca maliyetle sınırlı değildir; asıl önem, karşı tarafın operasyonel kapasitesinin –özellikle keşif ve istihbarat toplama alanında– kısıtlanmasında yatmaktadır.

Benzer bir model daha önce hava yakıt ikmal uçakları konusunda da gözlemlenmişti; bölgede konuşlu filo içinde bu uçakların yaklaşık dörtte biri operasyonel döngü dışı kalmıştı. Genel olarak bu eğilim, bu sistemlerin hedef alınmasının, yüksek maliyetler getirmesinin yanı sıra, karşı tarafın –özellikle istihbarat ve keşif alanında– karmaşık operasyonları yürütme kabiliyetini doğrudan kısıtladığını göstermektedir ve tam da stratejik etkinin ortaya çıktığı nokta burasıdır.