Tesnim Haber Ajansı- Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Genel Sekreteri Mark Rutte'nin son açıklamaları, bu askeri ittifakın sadece Ukrayna savaşını sona erdirme iradesine sahip olmadığını değil, aynı zamanda varlığını ve işlevini krizin, güvensizliğin ve kan dökülmesinin devamında tanımladığını bir kez daha gösterdi. Avrupa kamuoyunun giderek artan bir şekilde savaşın durdurulmasını, askeri harcamaların azaltılmasını ve yeşil kıtaya istikrarın geri dönmesini talep ettiği bir ortamda, üst düzey NATO yetkilileri kendi halklarının sesini duymamayı ve savaş kışkırtıcılığı davulunu çalmaya devam etmeyi tercih ettiler.
Mark Rutte son duruşunda, demagojik iddialarını tekrarlayarak Ukrayna'nın kan dökülmesini durdurmak için daha fazla mühimmat ve askeri teçhizata ihtiyacı olduğunu iddia etti. Bu önerme görünüşte barışçıl olsa da içyüzünde savaşın devamı için açık bir gerekçedir. Son üç yılın tecrübesi, gönderilen her yeni silah paketinin sadece can kayıplarının azalmasına yol açmadığını, aynı zamanda çatışmaların kapsamını ve şiddetini genişleterek Ukrayna'yı yıpratıcı bir vekalet savaşı sahnesine dönüştürdüğünü açıkça göstermiştir; ana maliyetini Brüksel ve Washington'daki planlayıcıların değil, Ukrayna halkının ve Avrupalı vatandaşların ödediği bir savaş.
NATO Genel Sekreteri daha sonra açık bir saptırmayla, Putin'in savaşı sona erdirme konusunda ciddi olduğunu göstermesi gerektiğini iddia etmektedir. Oysa NATO'nun pratik davranışı tam olarak bu iddianın zıt noktasında yer almaktadır. Aynı anda hem savaşın sona ermesinden bahsedip hem de ağır silahların, uzun menzilli füzelerin ve gelişmiş askeri sistemlerin Ukrayna'ya gönderilmesi yollarını nasıl daha da açabilirsiniz? Bu çelişki sözlü bir hata değil, NATO'nun krizi yönetmek ve sürdürmek için izlediği bilinçli stratejinin bir parçasıdır.
Gerçek şu ki, NATO en başından beri Ukrayna savaşını insani bir kriz olarak değil, Rusya'yı çevrelemek, kendi yıpranmış kimliğini canlandırmak ve rakiplerine stratejik maliyetler dayatmak için jeopolitik bir fırsat olarak tanımlamıştır. Bu arada, enflasyon, enerji krizi ve sosyal refahın azalması baskısı altında olan Avrupa kamuoyu fiilen dışlanmıştır. Savaş karşıtı gösteriler, Avrupalı bağımsız partilerin ve elitlerin muhalefeti ile siyasi bir çözüm için yapılan tekrarlanan çağrıların tümü görmezden gelinmektedir; çünkü savaşın sona ermesi, NATO'nun mevcut işlevinin sona ermesi anlamına gelecektir.
Bu çerçevede, Rusya Dış İstihbarat Servisinin son ifşası da dikkate değerdir; burada İngiltere ve Fransa'nın, Ukrayna'daki saha gelişmelerinin bu ülke için herhangi bir askeri zafer ufku çizmediğini çok iyi bildikleri, ancak buna rağmen ciddi bir şekilde Ukrayna'yı nükleer silahlarla donatmanın peşinde oldukları açıklandı. Bu raporları NATO yetkililerinin savaş çığırtkanı açıklamalarının yanına koyarsak, daha endişe verici bir tablo ortaya çıkmaktadır: Sırf NATO'nun stratejik yenilgisini önlemek için güvenlik kırmızı çizgilerinin kademeli olarak aşılması ve çok maliyetli ile tehlikeli senaryolarla oynanması.
Sonuç olarak Ukrayna savaşı bugün her zamankinden daha fazla NATO'nun bitmek bilmeyen savaş kışkırtıcılığının sembolü haline gelmiştir; Avrupa milletlerinin sesini dinlemek ve diplomasiye yönelmek yerine kendi bekasını savaş ateşini alevlendirmekte gören bir ittifak. Bu yolun devam etmesi, sadece Rusya veya Ukrayna'nın güvenliğini değil, aynı zamanda Avrupa'nın geleceğini ve uluslararası sistemin istikrarını da ciddi bir tehditle karşı karşıya bırakacaktır; doğrudan sorumluluğu NATO ve onun savaş çığırtkanı liderlerine ait olan bir tehdit.