Yemen’in Güneyinden BAE’nin Çekilmesi; Geri Adım mı, Taktik Değişikliği mi?

Tesnim Haber Ajansı - Bir zamanlar Yemen’de Ensarullah’ı yenilgiye uğratma hedefiyle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde kurulan Yemen karşıtı uluslararası koalisyon, bugün bu ülkenin güneyinde iki ana sütunu arasında açık bir rekabet alanına dönüşmüştür. Yıllar boyunca tüm cephelerde Ensarullah savaşçılarına karşı birlikte mücadele eden Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri, son haftalarda Hadramut ve el-Mehra başta olmak üzere Yemen’in güney ve doğu vilayetlerinde karşı karşıya gelmiştir.

Hadramut ve el-Mehra gibi stratejik vilayetlerde yaşanan hızlı gelişmeler, yalnızca Riyad ile Abu Dabi arasındaki derin ayrılığı açığa çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda Yemen’in geleceğini, Arap Yarımadası’nın güvenliğini ve bölgesel güç dengesini yeni bir aşamaya taşımıştır.

Yemen savaşının 2015 yılında başlamasıyla birlikte Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin aktif katılımıyla Arap bir koalisyon kurarak, dönemin Yemen Cumhurbaşkanı olan ve görevinden ayrılan Abdurabbu Mansur Hadi hükümetini yeniden iktidara getirmek ve Ensarullah’ı sınırlandırmak amacıyla askeri müdahaleye başladı. İlk yıllarda bu koalisyon, en azından görünürde, siyasi ve askeri bir bütünlüğe sahipti. Ancak zamanla hedefler, öncelikler ve yerel müttefikler konusundaki farklılıklar bu ittifakın içinde çatlaklar oluşturdu. Bu çatlaklar, 2019 yılından itibaren Emirlik güçlerinin büyük ölçüde Yemen’den çekilmesiyle belirginleşti ve bugün ülkenin güneyi ile doğusunda fiilî bir karşı karşıya geliş aşamasına ulaştı.

Suudi Arabistan hâlen “Yemen’in birliğinin korunması” ve Aden merkezli hükümetin güçlendirilmesi üzerinde ısrar ederken, Birleşik Arap Emirlikleri açıkça farklı ve kimi durumlarda açıkça ayrılıkçı bir proje izleyen yerel güçleri desteklemektedir. Bu çatışmanın odak noktası, Arap Denizi’ne erişimi, doğal kaynakları ve hassas jeopolitik konumuyla stratejik öneme sahip olan Güney Yemen’dir. 

Gizli Anlaşmazlıktan Açık Çatışmaya 

Bir dönem Riyad–Abu Dabi ittifakının belkemiği olarak görülen Muhammed bin Selman ile Muhammed bin Zayid arasındaki yakın ilişkiler, son yıllarda jeopolitik ve ekonomik rekabetlerin baskısı altında zayıflamıştır. OPEC’teki petrol üretim kotaları üzerindeki anlaşmazlık, yabancı yatırım ve çok uluslu şirketleri çekme yarışı ile Sudan dosyası ve Afrika Boynuzu’ndaki gelişmeler gibi konular, karşılıklı güvenin azalmasına zemin hazırlamıştır. Yemen ise zamanla bu ayrışmanın en açık biçimde ortaya çıktığı saha hâline gelmiştir.

Bu rekabetin ilk dönüm noktası 2019 yazında yaşandı. Birleşik Arap Emirlikleri, askeri güçlerinin büyük bölümünü Yemen’den çekti. Bu adım her ne kadar “gerilimi azaltma” gerekçesiyle açıklansa da, fiiliyatta müdahalenin sona ermesi değil, yönteminin değiştirilmesi anlamına geliyordu. Bu tarihten sonra Emirlikler’in rolü, doğrudan askeri varlıktan Güney Geçiş Konseyi’ne yönelik örgütlü desteğe evrildi. Abu Dabi’nin mali, askeri ve siyasi desteğini arkasına alan bu konsey, Güney Yemen’de baskın bir aktöre dönüştü; Aden’in ve güney kıyılarının bazı bölümlerinin kontrolünü ele geçirdi. Bu aşamada Suudi Arabistan, önceliği hâlen Ensarullah ile mücadele olduğu için, anlaşmazlığı kontrollü bir biçimde yönetmeyi tercih etti. 

Hadramut ve el-Mehra; Riyad’ın Sabrının Tükendiği Yer 

Bu kırılgan denge, Güney Geçiş Konseyi’nin faaliyet alanını Yemen’in doğusuna genişletmesiyle çöktü. Hadramut ve el-Mehra yalnızca güney vilayetleri değildir; Suudi Arabistan’ın güney sınırlarındaki stratejik derinliği, potansiyel enerji güzergâhları ve Yemen’in Arap Denizi’ne açılan kapısı konumundadır. Bu bölgeler, yalnızca zengin doğal kaynaklara sahip olmalarıyla değil, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın güney sınırlarının güvenliği açısından da hayati önem taşımaktadır.

Emirlikler’e bağlı güçlerin bu bölgelerde ilerlemesi, Riyad’ın gözünde açık bir kırmızı çizginin aşılması anlamına gelmiştir.

Suudi Arabistan’ın tepkisi emsalsiz oldu: Birleşik Arap Emirlikleri’nin Füceyre Limanı’ndan Mukalla Limanı’na sevk edilen gemi ve askeri teçhizata yönelik hava saldırıları düzenlendi; ardından yayımlanan resmî bir açıklamada Abu Dabi, Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğini tehdit etmekle suçlandı. Bu, Suudi Arabistan’ın ilk kez eski ortağını dolaylı yollarla değil, açık biçimde hedef aldığı bir durumdu. 

Sahada ve Siyasette İttifakın Çözülüşü 

Bu saldırıların ardından kriz, askeri düzeyden siyasi ve medya alanına taşındı. Suudi Arabistan, Emirlik güçlerinin tamamen çekilmesini ve bu ülkenin tüm silahlı gruplara verdiği desteği durdurmasını talep etti. Buna karşılık Güney Geçiş Konseyi, Riyad ve Yemen’in istifa etmiş hükümetine yönelik sert tutumlar benimsedi ve hiçbir tarafın Birleşik Arap Emirlikleri’ni Arap koalisyonundan çıkarma yetkisine sahip olmadığını vurguladı. Aynı zamanda Emirlikler’e yakın analistler sahneye çıkarak Suudi Arabistan’ın saldırılarını, “Riyad destekli hükümetin meşruiyet krizinin bir göstergesi” olarak nitelendirdi. Bu anlatı savaşı, ayrılığın artık onarılamaz olduğunu ve ittifakın fiilen içeriden çöktüğünü ortaya koydu.

Sahada ise Hadramut’taki el-Katn gibi şehirlerde çatışmalar şiddetlendi ve Suudi Arabistan’ın Güney Geçiş Konseyi mevzilerine yönelik hava saldırıları devam etti. Suudi Arabistan’la müttefik güçler, Yemen’in doğu ve güneyindeki stratejik üsleri geri almak amacıyla operasyonların başlatıldığını duyurdu ve bazı hassas merkezlerin kontrolünü ele geçirdi. 

BAE’nin Çekilme Açıklaması, Geri Adım mı, Taktik Değişikliği mi? 

Gerilimin zirveye ulaştığı bir dönemde Birleşik Arap Emirlikleri Savunma Bakanlığı, Yemen’deki askeri görevini “gönüllü olarak” sona erdirdiğini açıkladı. Bu açıklama, Suudi Arabistan’ın Emirlik güçlerinin çekilmesi ve silahlı gruplara verilen desteğin durdurulması yönündeki 24 saatlik ültimatomuyla eş zamanlı olarak yapıldı.

Bununla birlikte bazı gözlemciler, bu çekilmenin gerçek bir geri adım olmaktan ziyade taktiksel bir yeniden konumlanma olduğu görüşündedir. Emirlikler’in nüfuzu, vekil güçler, güvenlik ağları ve özellikle Güney Geçiş Konseyi gibi yerel aktörler aracılığıyla hâlen devam etmektedir. Aydarus ez-Zübeydi’nin, Riyad’ın Güney Geçiş Konseyi güçlerini Hadramut’tan çıkarma çabalarına açık biçimde karşı çıkması, bu nüfuzun sürdüğüne dair net bir gösterge olarak değerlendirilmektedir. 

Güney Yemen Dosyasının Bölgesel Boyutu 

Bazı raporlar ve gayriresmî açıklamalar, Güney Geçiş Konseyi’nin İsrail’in desteğini kazanmaya çalıştığına ve bu bölgenin Somaliland’dan sonra bağımsız bir ülke olarak tanınması umudunu taşıdığına işaret etmektedir. Her ne kadar bu iddialar resmî düzeyde teyit edilmemiş olsa da, söz konusu medya spekülasyonları Suudi Arabistan’ın endişelerini artırmak için yeterli olmuştur. Özellikle Riyad’ın, Kızıldeniz ve Aden Körfezi çevresinde Emirlikler’le uyumlu aktörlerin nüfuzunun genişlemesine karşı yüksek hassasiyet gösterdiği bir dönemde bu kaygılar daha da derinleşmiştir. 

Sonuç 

Bugün Yemen’in güneyi ve doğusunda yaşananlar, Arap koalisyonunun iki üyesi arasındaki basit bir taktik anlaşmazlıktan ibaret değildir; Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında çıkarlar, hedefler ve bölgesel güvenlik algısı konularında derin bir çatışmanın yansımasıdır. Hadramut ve el-Mehra, bu rekabetin sınandığı alanlara dönüşmüş; bu rekabetin sonuçları Yemen’in ötesine geçerek Arap Yarımadası’nın tüm dengelerini etkilemeye başlamıştır.

Suudi Arabistan güvenlik kırmızı çizgilerini pekiştirmeye ve inisiyatifi yeniden ele almaya çalışırken, Birleşik Arap Emirlikleri doğrudan askeri varlık olmaksızın dahi yerel aktörler aracılığıyla nüfuzunu koruyabildiğini göstermiştir. Bu karşı karşıya gelişin sürmesi, bölge ülkeleri arasındaki ittifak düzenini ve saflaşma hatlarını kademeli olarak değiştirebilir.