Tesnim Haber Ajansı - Bu sabah, Venezuela’nın meşru devlet başkanı Nicolas Maduro’nun ABD güçleri tarafından yakalanarak başka bir ülkeye götürüldüğüne dair haberlerin yayılması, dünya gündeminin ilk sıralarında yer aldı.
Söz konusu gelişmenin nihai olarak doğrulanması hâlinde, bu adım son yıllarda ABD’nin görevdeki bir devlet başkanına yönelik doğrudan müdahalelerinin en sıra dışı örneklerinden biri olarak kayda geçecektir. Zira Maduro, Birleşmiş Milletler, Venezuela Anayasası ve bu ülke halkı tarafından meşru devlet başkanı olarak tanınmaktadır. Buna karşın ABD, son aylarda uyuşturucuyla mücadele bahanesini öne sürerek, ancak fiiliyatta Venezuela’nın petrolü ve doğal kaynakları üzerinde hakimiyet kurma amacıyla, bu ülkenin hava ve deniz sahasını defalarca ihlal etmiş; bugün ise hava saldırıları ve bazı bölgelerin bombalanması yoluyla bu ülkenin devlet başkanını kaçırmıştır.
Yakın tarihin incelenmesi, Maduro olayının tamamen istisnai bir durum olmadığını, ABD’nin diğer ülkelerin iç işlerine yönelik uzun bir doğrudan ve dolaylı müdahaleler geçmişi çerçevesinde değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Örneğin 1989 yılında ABD, Panama’ya düzenlediği askeri saldırıyla bu ülkenin dönemin lideri Manuel Noriega’yı yakalayarak ABD topraklarına götürdü. Noriega, ABD’ye transfer edildikten sonra federal mahkemelerde yargılandı ve hapse mahkûm edildi. Bu adım, o dönemde de geniş çaplı uluslararası tepkilere yol açmış ve tek taraflı güç kullanımının açık bir örneği olarak eleştirilmişti.
Haiti’de ise 2004 yılında, bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanı Jean-Bertrand Aristide, siyasi kriz sırasında ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Aristide daha sonra bu ayrılışın zorla gerçekleştirildiğini ve ABD müdahalesi sonucu yaşandığını açıklarken, ABD bunun devlet başkanının hayatını korumaya yönelik bir adım olduğunu savundu. Ancak fiili sonuç, seçilmiş bir devlet başkanının dış baskı altında görevden uzaklaştırılması oldu.
İran’da kısmen benzer bir örnek de 19 Ağustos 1953’te, İran petrolünün millileştirilmesini engellemek amacıyla ABD ve İngiltere’nin doğrudan rol oynadığı, Dr. Muhammed Musaddık hükümetine karşı gerçekleştirilen darbedir. Darbenin ardından Musaddık tutuklanmış, yargılanmış ve ömrünün sonuna kadar sürgün hayatı yaşamıştır.
Venezuela’da da kısmen benzer bir vaka mevcuttur. Nisan 2002’de, bu ülkenin seçilmiş devlet başkanı Hugo Chavez, askeri bir darbe sırasında kaçırılmış ve saatler boyunca görevden uzaklaştırılmıştı. Raporlar ve belgeler, ABD’nin darbecilere siyasi ve medya desteği verdiğini ortaya koymuş, ancak bu darbe halkın müdahalesiyle başarısızlığa uğramış ve Chavez yeniden iktidara dönmüştür. Buna rağmen, meşru bir devlet başkanının gözaltına alınması Venezuela’nın siyasi hafızasında yerini almıştır.
Devletlerin egemen eşitliği ilkesi ve güç kullanımının yasaklanması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin izni olmaksızın bağımsız bir ülkenin resmi yetkililerine yönelik her türlü askeri saldırı, tutuklama veya kaçırmayı yasa dışı olarak nitelendirmektedir. Ancak ABD yönetimi, siyasi ve güvenlik çıkarlarının söz konusu olduğu her durumda, bir devlet başkanının kaçırılması gibi nadir bir eylem dahi gündeme gelse, uluslararası hukukun temel ilkelerini ihlal etmekten kaçınmadığını göstermiştir.